Batı İran’ı Ezmek İstemez, Hatta Sever (6 Eylül 2006)

Daha önce “Lübnan bataklık olur” diyerek uyarmıştı. Felsefe profesörü Teoman Duralı şimdi de “Lübnan savaşı İran’a saldırının ön hazırlığı mı” sorusunu yanıtlıyor. “Yahudilerin en çok sevmeleri gereken millet Fars milleti olması lazım” diyen Duralı’nın çarpıcı röportajı

Lübnan’da savaşanın İsrail ile Hizbullah değil de, aslında Amerika ile İsrail olduğu yorumları yapılıyor. Sizce de bu doğru bir tespit mi?

İran olayı çok tuhaf, esrarengiz bir olay. Avrupa  Amerika (ki ikisi aynı şey, ayırmanın âlemi yok) İran’a karşı oldum olası mülayim davranmıştır. Bu belki bir ölçüde Şiilikten ileri geliyor. “Böl- yönet” taktiği var. Avrupa İran’ı hep Osmanlı’nın hançeri gibi görmeye alışmıştır. Ne zaman Osmanlı sefere çıksa, İran onun arkasına düşmüş. Bunu hazırlamaya çalışıyor Avrupa oldum olası. Bu bir. Dini açıdan, ilahiyat bakımından Caferilik çok mu farklıdır, ayrı bir kol mudur? Tartışmaya açık bir şey. Ben buna girmiyorum, girmek de istemiyorum. Bu bizim en önemli kırılma noktamızdır, duyarlı olduğumuz hadisedir.

Ancak siyasi anlamda İslam’a düşman olan emperyalizm hep bu ayrılmayı, farklılığı aleyhimizde kullanmaya çalışmıştır. Bu, görülür, anlaşılır, bizim fazla çalışmayan beyinlerimizin algılayabildiği, idrak edebildiği bir olay. Ama idrak etmediğimiz, görmediğimiz çok önemli bir hadise daha var. Kuzey Avrupalı, İngiliz, Felemenk, Alman, buna Fransız’ı da katabiliriz , -daha önce dediğim gibi Amerika da bunun devamıdır, ayrı bir bahis açmanın âlemi yok- İran’ı Âri ırkından görüyor. Batıda, bütün o aydınlanmacı-insancı nutukların arkasında cılk bir ırk önyargısı vardır ve bunda sağcı-solcu, ilerici-muhafazakâr diye ayrılmazlar. Ben en ilericilerinde, en mangalda kül bırakmayanlarında bile çok kazıdığında, ya da Freud’un deyişiyle bilinçaltları su yüzüne çıktığında, bu vasfı, bu keyfiyeti görüyorum. İran’ı da kendilerinden saymışlardır hep.

Yani?

Bakıyorsun mesela, aydınlanma çağının önde gelen şahsiyetleri, yazarları-çizerleri filan, en çok nereye meyletmişler? İran kültürüne. Bilâkaydüşart İran’a, Farsa büyük bir eğilim olmuştur. Doğuda, kendi dünyalarının dışında, kendilerinin bir adacığı gibi görmüşlerdir İran’ı. Buna tabii Hind’i de katmak lazım, Hind’in Ari kesimini, Dravit ırkından olmayan kesimini. O bakımdan kolay kolay bugün ABD veya başka bir Batılı güç, “İran’ı dümdüz ediyorum” diye yola çıkamaz. Yani İran bir ikinci Afganistan, Irak olmaz.. Güç yetse bile. Kuzeybatının entelektüel kamuoyu, düşünen yazan-çizen kamuoyunda İran’a karşı bir duyarlılık vardır. Yunan’a duydukları eğilimin tıpkısını İran’a da duymuşlardır. İran’ın Hint-Avrupalılığını gösterdiğine inanmışlardır.

Ne anlamda? Nasıl?

Birincisi Şiiliğiyle. Onlara göre Müslümanlık kabaysa, ilkelse, vahşiyse, şuysa buysa, bunu o Âri İran, Şiiliği benimseyerek ve onu bir çeşit milli özellik haline getirerek medenileştirmiş, inceltmiştir. Çağdaş Avrupa’nın önde gelen filozoflarından Corbin mesela, işi gücü bırakıp kendini tamamen buna vermiştir. Ve orada, yani ancak Şiilik kesiminde felsefi değerlerin bulunduğunu ortaya koymuştur. Özellikle Fransa’da çok öne çıkmıştır bu husus. Felsefe insanın en yüksek faaliyetidir. Aklın ışıdığı sahadır, bilimin annesidir vs. Avrupa da genellikle İslam’da felsefenin olmadığını öne sürmüştür. İstisnası ise Şiiliktir, İran’dır. Bütün bunları düşündüğümüzde İran’ın kolay kolay bir saldırı hedefi haline getirilebileceğini sanmıyorum. Ancak

Ancak?

Ancak İsrail İran’ın nükleer silah konusunda çok donandığı bilgisine ulaşır veya zehabına kapılırsa… O zaman başka. Çünkü İsrail’in bir dediği iki edilemez.

Ne olur bu durumda?

Durum değişir. Zaten bana öyle geliyor ki, İran’ı bugünlerde çok sıkıştırıyorlar, “yapma” diyorlar İran’a, “n’olur yapma! Seni incitmek, seni kırmak, hele hele öldürmek hiç istemiyoruz. Biz seni seviyoruz. Fakat bak, bizim can damarımız İsrail, senden çok çekiniyor, kaygılanıyor, bırak bunu! Ne istersen yapacağız, İsrail’i artık kaygılandırma da, bu işi halledelim” Burada doğrudan doğruya İslamla olan bir karşıtlaşmayı görmüyoruz.

İsrail’le İran arasındaki mesele nedir o zaman? O nereye dayanıyor?

Aslında o bir muamma. Çünkü Yahudilerin en çok sevmeleri gereken millet de Fars milleti olması lazım. Adamları Babil esaretinden kurtardılar, götürdüler Kudüs’e yerleştirdiler. Tapınağı yeniden inşa etiler vs. Ama Yahudiler her şeyi unuturlar. Ayrıca, İran, söylemeye gerek yok, büyük bir devlet. Tarihin bugün Çin’den sonra yerli yerinde duran en eski devleti. Yaşayan bir fosil gibi. Bu eskiliğinin, bu büyük medeniyet mirasçılığının marazı depreşti İran’da. “Ben öyle 10., 20. sınıf bir devlet değilim, beni dikkate alacaksınız” diyor. Zaten Humeyni ihtilalinin de arkasında İran milletinin aşağılanmış olmaya tepkisi vardır. Büyük milletleri sürgit aşağılayamazsın. Çok fena silkinirler. Bunu Birinci Dünya Savaşı’nda Versailles anlaşmasından sonra Almanya’nın aldığı tavırda görebiliyoruz. İran da buna bir örnektir. Humeyni büyük bir önder olarak gelmiştir İran’a, milleti Şah zamanındaki ezilmişliğinden çıkarmaya.

Gerçi Şahın da iki dönemi var. Uşaklık ettiği dönem ve “artık yeter” dediği, “artık sizin dümen suyunuzda gitmeyeceğim, kemdi başımın çaresine bakacağım” demeye başladığı, yani “suyunun ısındığı” dönem. Tabii İngiliz-Yahudi emperyalizmi iyi göremedi, onlar da Allahu Taala değil tabii, hesap hatası yapıyorlar, Humeyni’yi Şahın önünü kesmek için, “Şahla birlikte şahlanacak İran” ülküsünün önünü alabilmek için kullandılar. Fakat Humeyni istediklerini vermedi, tam tersi çıktı. Aynı hatayı Stalin’le yapmışlardı. Sovyet olayını elli yıl önce durdurabilirlerdi, Stalin konusunda hesap hatası yaptılar.

Dünyada, Ortadoğu’da temerküz eden bir din savaşından söz ediliyor. Lübnan da son cephe, deniliyor. Şu halde İran bu din savaşında taraf değil mi?

İran olayı doğrudan doğruya İslam’la çatışma olayı değil. Burada başka ince ayrılıklar var. İngiliz-Yahudi dünyasının istemediği bir mücadele var ortada. Bu, bize karşı 1840’lardan itibaren yürütülen savaşa benzemiyor. Biz yok edilmek istendik, tümüyle ortadan kaldırılmak istendik, çünkü İslam’ın çekicisi, lokomotifi, motoruyduk. Bizim arkamızda da bir Ârilik duvarı yoktu.

Gayet net söylüyor Llyod George: “Bu adamlar Orta Asya’dan inmiş bir sürüdür, geldikleri yere geri gönderileceklerdir.” Arapların büyük kültür başarılarını takdir etmelerine rağmen Araplara da sevgi dolu gözlerle bakmıyorlar, bakamıyorlar, çünkü Sami ırkından onlar da. İran’ın ikircikli durumu var. İslam, gerek Müslümanların, gerekse Müslüman olmayanların gözünde Sünnilikle çakıştırılmıştır. Şiilik olayına, Humeyni hadisesine mesela Avrupa çok şaşırmıştır. Ne yapacaklarını bilememişlerdir 1979-80lerde. Nasıl tepki göstereceklerine karar verememişlerdir. Böyle bir hareket, İslam devrimi hareketi diyelim, Türkiye’de, Mısır’da, Sudan’da patlak verseydi, tavırları çok açık olurdu. Ama İran’da ortaya çıkınca, çok şaşırdılar, elleri ayakları dolandı, ne yapacaklarını, nereye koyacaklarını bilemediler. Bugün Batı Asya’da cereyan eden savaşın, evet, biraz önce dediğimiz gibi İslam’a karşı yürütülen bir Haçlı Seferi yönü var, ancak İran’ın durumu burada farklılık arz ediyor. Onu aynı denklemin içine yerleştirmek bizi hesap hatasına götürür.

ABD’nin Ortadoğu’da ve Asya’da peş peşe giriştiği savaşların İran lehine sonuçlar doğurduğu tezi de var zaten. Siz de buna katılıyor musunuz? Nasıl anlamak gerekir bunu?

2001’den, 11 Eylül hadisesinden bu yana Batı Asya’da gelişen her şey İran’ın lehine oldu. Taliban’ın götürülmesi, Saddam’ın indirilmesi… Nerden bakarsan bak, sürekli olarak İran’ın lehine işleyen bir süreç söz konusu. Bana öyle geliyor ki İran kalkıp da “Kardeşim, tamam, ben şartlarlınızı kabul ediyorum, İsrail’le elele kolkola yürüyeceğim, hiçbir sorun çıkarmayacağım” dese, İran’ı ihya edecekler. Mollalar gitsin filan gibi dertleri yok. Herkes yerinde kalacak. Yeter ki şu İsrail’i her ne kerametse tehdit etme, varlık şartını ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, diyorlar.

Fakat İran da bunu yapmak zorunda, çünkü İslam dünyasını önderliğine soyunmuş. Yani bizim bıraktığımız boşluğu doldurmak istiyor. Bu çok zor. Sözüm ona mezhep ayrılığından ötürü İran’ın bunu başarması çok zor bir iş. İran’ın bunu başarabilmek için olağanüstü köklü ve kökten girişimlerde bulunması lazım. Bu nerden geçiyor? İsrail düşmanlığından. Bugün Batı Asya’nın batı yakasında; Filistin’de, Lübnan’da, Suriye’de, Irak’ta İran olağanüstü bir itibar biriktirdi. Müthiş. Bunu Arap yarımadasına da, Mısır’a da yaymak istiyor. Böyle bir siyaseti var. Ben dünya devletiyim, “hadi ABD’yle aşık atıyor olmayayım, ama hiç değilse Çin’le, Rusya’yla aynı yerde görüleyim” diye düşünüyor. Zamanla bunları da geçip ABD’ye karşı ikinci bir kutup oluşturmayı bile kafalarının arkasında bir yerde tasarladıklarına inanıyorum. Bunun için de İslam dünyasını arkasına almaları lazım.

Lübnan’a asker yollamaya hazırlanan Türkiye bütün bu inceliklerin farkında mı peki? Buna göre mi bir pozisyon alıyoruz?

Ortada bir İslam’a karşı çekilmiş kılıç var, bu hadisenin içinde İran da bulunuyor, ama İran denklemde doğal görülebilecek bir unsur değil. Yani bu kitapta İran’a ayrı bir bölüm açılması lazım. İran’ın durumu farklı. Bunu bizde kurmaylar, sivil olsun asker olsun, ne kadar görüyor, görebiliyor, bilmiyorum. İşitmedim. Bugüne kadar şu konuştuklarımızın herhangi bir ipucunu alamadım. Bilindiğini, görüldüğünü de sanmıyorum. O duyarlılık yok bizde. Bizim en az tanıdığımız dünya Avrupa. Hiç tanımıyoruz. Hiç bilmediğimiz bir dünya Avrupa. Psikolojisinden tümüyle habersiziz. Yekpare bir Avrupa yok. Ama parçalarından yansıyan ortaklık varsa, bunu hiçbir biçimde tanımıyoruz. Tanımadığımızdan da sürekli hem kendi kendimizle ilgili, hem de dışarıyla ilgili hatalar yapıyoruz.

Kaynak: http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=4922

Bir Cevap Yazın