Doğayla barışacak mıyız, savaşacak mıyız?
Doğayı “ehlileştirmek” için ilk adımlar ne zaman atıldı? Biliyoruz ki insanların doğayla uyum içinde yaşadığı tarihi dönemler oldu. Ne oldu da bu hayat tarzı reddedildi? Bu toplantımızda geçmiş, şimdiki durum ve bir gelecek perspektifi çıkarabilir miyiz?
Bu dergi bildiğiniz gibi orijinal NPQ’nun ana konusuna yerli katkı eklenerek hazırlanıyor. Biyoteknoloji alanındaki hızlı gelişmeye orijinal NPQ doğal olarak Amerika’ya özgü paradigmaların içinden bakıyor. Nersinden bakılırsa bakılsın Doğu penceresinin içinde ter alan bir ülkenin insanları olarak onlardan ayrıştığımız ne varsa bu toplantımızda ortaya çıkarmalıyız. Sözü dergimizin yayımlanmaya başladığı 1998 yılından bu yana danışmanlığını yapan Halit Bey’e vermek istiyorum.
Yani özetlemek gerekirse, bizler NPQ’nun Türkiye sayısını hazırlarken Amerikan orijinalindeki prensiplere paralel hareket etmeyi düşündük. Şimdi, bu noktaya kadar, meseleye objektif olarak bakıyorum, bu noktadan itibaren bir miktar sübjektif bir açıya gireceğim. O da şu: Her ne kadar NPQ’nun, Amerikan orijinal sayısının böyle bir özel sayı olmasının gerekçesi bir eksiği kapatmak olarak izah edildiyse de bana göre çok önemli bir gerçeği bir süre için örtmek kuşkusu uyandı bende. Çünkü günümüzü düşünelim. Günümüzde neler olmakta? Günümüzde, Amerika ve dünya, Amerika ve çağ, Amerika ve insanlık konusunda neler olmakta? Amerikalıların kendilerinin bu konuyla ilgilenmeleri, bugün diyelim ki Irak’ta, Ortadoğu’da düştükleri durumla ilgilenmemeleri, çok yakın bir tarihte bir başkanlık seçimi oldu, bu başkanlık seçiminin kendilerine yönelik ve dünyaya yapılacak bir açıklamasının olmaması düşünülemez. Burada ben kendi adıma, mutlak gerçek böyle olmayabilir, bu özel sayıyı biraz kaçış özel sayısı olarak kabul ediyorum. Ana gerçekten, asıl gerçekten, günün temel meselelerinden bir kaçış olarak değerlendirmekteyim. Bu kaçış da dolaylı olarak, malum ben sinemacıyım, sinemacının işi hayal kurmaktır, senaryo yazmaktır; burada bir temel gerçekten, ana gerçekten bir süre için kaçmak eğilim varken aynı zamanda dolaylı olarak da çok keskin bir mağlubiyet varken ortada dolaylı olarak bir zafer dile getirmektedir. O zafer ne? Burada … zikredilmese de, evet biz belki şu anda dünya siyasetinde Asya’da bazı çıkmazlar içindeyiz, zafer kazanamamış gözüküyoruz ama son hesapta bizim bir alanda öyle bir geçmişimiz var ki, bilim alanında, gen teknolojisi alanında öyle bir gelişmişliğimiz, öyle bir üstünlüğümüz var ki, eninde sonunda kazanacak olan gene bizim bu üstünlüğümüzdür. Yanlış olabilir. Siz bu görüşe hiç katılmayabilirsiniz. Ben de zaten görüşümün gerçeğin kendisini mutlak bir şekilde yansıttığı iddiasında değilim ama … … Şimdi ben meseleye burada böyle bir ters açıdan yaklaşım içindeyim. Çünkü sizlerin de benim bu ters açımı güçlendiren, sizlerin daha önce NPQ’nun 2000 yılında yayımlanmış olan ikinci ve üçüncü sayılarındaki yazılarınız da, itiraf edeyim ki, benim şu anda ileri sürdüğüm görüşleri güçlendiren görüşlerdi.
Şimdilik sözümü o şekilde tamamlamak istiyorum, size de bu karşıtlık konusunda, yani meseleyi tek taraflı değil aksi açıdan da bakma ihtimalini ortaya koyarak size sözü devredeceğim ama şöyle ifade etmek istiyorum, bu konuda beni en çok etkileyen kitaplardan biri de bu kitaptır. Jeremy Rifkin’in Biotech Century adlı kitabı. Jeremy Rifkin, bu konunun dünya çapındaki uzmanlarından biri olarak tanınmakta. Türkçeye bir kitabı kısmi olarak çevrildi. Esas konusu biyo-teknoloji Jeremy Rifkin’in. Bu konudaki bütün gelişmeleri, özellikle Amerika’daki çalışmaları, … sonra …, beni çok etkileyen bir noktaya gelip bağlıyor son hesapta. Maalesef, diyor Jeremy Rifkin, bu teknoloji Amerika’da çok sağlam yeni bir ticari alan haline geldi. Atom enerjisinden beklediği şeyi bulamadı, atomun parçalanması, atom enerjisi, atom ile ilgili konuları gerekli şekilde ticari hale dönüştüremedi. Şimdi bu biyo-teknoloji, … … hücreler ve dokularda yapılan değişiklikler, bütün bunlar, hayata … , daha ticari bir mesele olarak ortaya çıktı. Atomla korkutmayı ticari alana getiremeyen Amerika, canlı hücreler üzerinde oynayıp hayatı uzatmayı vaat etmekle kendisine yeni bir kazanç alanı, yeni bir ticari alan kurdu, diyor. İşte bu girizgahtan sonra, ben sözü burada kendi adıma noktalıyorum.
ÜLKÜ KARAOSMANOĞLU: Ben ilk sözü Hayrettin Bey’e vermek istiyordum ama kendisi toplantıya biraz gecikerek katılacak. ‘Doğayla savaşacak mıyız, barışacak mıyız?’ konusunu ortaya atarken bizi harekete geçiren mesele, iki boyutlu bir meseledir. Birinci boyut küresel ısınma ve çevre, ikinci boyut da genetik... Birinci boyutu, dünyada çevreyi tehdit eden ne varsa hepsini Hayrettin Bey’e sormak istiyordum ama şimdi önce işin genetik boyutunu önceleyerek sohbetimizi sürdürelim. Halit Bey, orijinal NPQ’nun son sayısının bir ‘özel kaçış sayısı’ olduğunu söyledi. Ben de bu görüşe katılıyorum. Ancak ister genetik alanı olsun, isterse bambaşka bir temel sorun olsun, hangi disiplinin içinden bakarsak bakalım söz, ister istemez onların kaçtıkları konulara, örneğin Irak’ın işgaline kadar gelip dayanacaktır. Bu kaçınılmaz. Şimdi gen teknolojisinin insanlığı tehdit eden boyutları hakkında konuşacak isek, akıl almaz kârları hedef olarak önlerine koyan şirketlerin içide yer aldığı sağlık endüstrisinden söz etmeden geçemeyiz. Ayşe Hanım, özellikle size sormak isterim, genom prjesinin sömürülmemesi mümkün müdür?
AYŞE GÖZEN: Evet, sömürüleceği konusunda endişeler çok var. Ama ilginç şeyler de oluyor. Yani ilaç şirketlerinin bu genom projesine karşı olduğuna dair görüşler de var. Çünkü bu rejeneratif tıp, mevcut, klasik ilaçtan farklı bir alan açıyor ve klasik ilaç şirketlerinin ulaşmayacağı bir yerlere, mesela kök hücre gelişmelerini acaba engelliyorlar mı sorusu gündeme gelebiliyor. Çünkü kök hücre çalışmaları bambaşka bir alana kayıyor. … hastalığının … … niye kök hücre çalışmaları bu kadar kesintiye uğradı, oysa çok şey yapılabilirdi diye … …biliyor.
ÜLKÜ KARAOSMANOĞLU: Orijinal NPQ’dqki makalelerden özellikle bir tanesinde dikkatimi çekmişti. Craig Venter ve Daniel Cohen adlı genetikçiler, diyorlardı ki, ‘biz insanın genetik haritasını tam olarak çözümlediğimizde, örneğin bir kuşla bir insanın birleştirilmesi bizden talep edilse ve Amerikan hükümeti bu konuda çok büyük yatırım yapsa bizler bu genetik birleşmeyi gerçekleştirebiliriz. Yine diyorlardı ki, ‘biz genetik yapıyı tam olarak çözdüğümüzde, bu arada, çok da güzel bir ifade biçimi bulmuşlar: kimyasal imla hataları- kimyasal imlayı okuduğumuzda, imla hatalarından yola çıkarak insanı ilerde hangi hastalıkla baş etmek zorunda kalacağını önceden görebiliriz. Yani şimdi sağlık sektöründe gözü dolar işaretinden başka bir şey görmeyen pek çok şirket için üzerinden ne çok paralar kazanılacak potansiyeli önceden sezdiren türden gelişmeler değil mi bunlar? Kayıtsız kalınamayacak türden gelişmeler...
AYŞE GÖZEN: Teorik olarak sınırı yok. Birtakım yasalarla sınır getirilmeye çalışılmış. 1972’te başladı. Bilim adamlarıyla bir araya gelip, … bu hakikaten bu sınırsız bir teknoloji olma yolunda, biz kendi kendimize sınır koyalım diye 1972’de başlattılar. Arkası da geldi. Yani tabii ki teorik olarak sınırı yok ama pratikte birtakım önlemlerle bu sınırlar getirilebilir. Ben de o görüşteyim. Benim özel çalışma alanım tarım ama sağlık alanında da bu böyle. Yani yararlarını gündeme getirip zararlarını da yasalarla önleyerek. Yani baştan alınabilir. Teknoloji orada. Bunu yapmak isteyenler yapacaktır. Bunu yapmak isteyenin engeli de yok. Bugün Amerika’da klonlama altı ayrı projeye izin verdi ama geri kalanlar ne olacak? İşte adam gemide de klonlamayı yapabilir. Okyanusa, Atlantik’e açılıp bunu yapabilir. Orada gerçekten kurumsal yapıya iş düşüyor. Yani bilimin kendisinden çok kurumsal yapıda olay kilitleniyor. Bu da, biraz politik biraz da bilim insanlarının kendi kendilerine koydukları ketle ilgili bir şey diye düşünüyorum.
ÜLKÜ KARAOSMANOĞLU: Peki, ben devam edeyim. Teknolojiyi siyasetten bağımsız düşünemediğimize göre, işin bir de bu cephesi var. Ayşe Hanım’ın işaret ettiği gibi, bilim adamının kendisi de, konumu da çok önemli. Bu nasıl bir bilim adamı kimliği olmalı ki, her türlü istismarın önüne bir set çekebilsin. Sistemin kâr’a kilitlenmiş ve finans kapitalin ağı içinde kimliklerini de gizlemiş hatta sanallaşmış küresel şirketlerinin ahlâkı hakkında pek çok soru işareti olsa da bilim söz konusu olduğunda ‘ahlâk’ sözcüğünün içini doldurmak istiyoruz. Bilimin ahlakı insanlığı konuştuğumuz tehlikelerden, canlıların manipüle edilmesi ve bundan sonra doğabilecek tehlikelerden uzak tutmayı başarabilir mi? Teknolojiyle siyasetin ayrılmaz bağı göz önüne alındığında nasıl bir dünya tablosu görüyorsunuz gelecekle ilgili olarak?
TEOMAN DURALI: Halit Bey demin sinemacı hayalgücünden hareket etti. Ben de mesleğim gereği temellere inmek zorundayım; demekki temelciyim. İngilizceye tercüme edersek, fundamentalist.
İşin köküne gitmek gerekiyor. Burada güncel birtakım verilerden hareketle soruna ışık tutamayız. Sorunu çözebilirmiyiz, o çok ayrı bir soru. Çözülebileceğinden ümitli değilim, bir kere öyle başlayayım; karamsar bir giriş yapayım.
İşin köküne gelince; insanlık, bundan yaklaşık iki yüz yıl önce bir kırılma noktasını yaşamıştır. 1700lerin başlarına değin insanlık, din dönemini yaşamıştır. Dine dayalı olmayan bir kültür, medeniyet hiçbir zaman söz konusu olmamıştır. Dinleri de kabaca ikiye ayırıyoruz; tektanrılı vahiy dinleri ile öyle olmayanlar. Ortaya insanlığın daha önce görmediği, tanımadığı bir olay patlak verdi. Bu olay dini dışlayıp onun yerine felsefeyi esas kılmak olmuştur. Yöntemi dialektik olan felsefenin önü süreklice açıktır. Burada sav – karşısav – birleşim; demekki tez – antitez – sentez üçlüsü şeklinde yürünmektedir. Ulaşılan sentez, son olmayıp tersine yeni bir akılyürütmenin başıdır. Erişilen sentez, taze tezdir. Ona bir antitez meydan okuyacaktır. İkisinin tartışmasından ikisini de aşan yeni bir sentez ortaya çıkar. Söz konusu sentez, tez olarak yeni bir akılyürütme çevrimini başlatır. Bu, böyle sürer gider ve onun sonu yoktur. Bahsi geçen çevrim durdurulduğunda felsefenin ve aynı zamanda bilimin önü tıkanmış olur. Artık, ulaşılmış olan sentez, bu durumda teze dönüşemeyecek, dolayısıyla kesinkes doğru olarak kabul edilecek. Yine bu mutlak doğru, yalnızca teorik seviyede geçerakca olmakla kalmayıp etkisini pratik hayatta da duyuracak, giderek yaptırım gücü kazanacak. O doğruyu eleştiren, ona karşı çıkan cezalandırılacak. Mutlak kabul edilen bu çeşit doğrulara dogma denilir. Dogma ve onların örgüsünden oluşmuş öğreti, dünyaya bakışımız ile toplum düzenimizi şekillendirir. Dogmalardan örülmüş yapı öğretidir ve öğretilerin biraraya gelmesiyle oluşan üstyapı da ideolojidir.
1600ların sonlarında Sermayecilik dediğimiz bir ideoloji ortaya çıkmıştır. Bu ideoloji kendinden önceki anlayışı altüst etmiştir. Bütün dinlerde ve onlardan türemiş olan anlayışta az yahut çok esas olan ödevdir. Özellikle tektanrılı dinlerde, yani Yahudilikle başlayan süreçte ortaya çıkmıştır. Bir ödeviniz vardır, onu eksiksizce yerine getirmek zorundasınız; bunun için varız, bunun için yaratılmışız, bunun için dünyaya gelmişiz. Sorarız ya, özellikle çocuk yaşlarda, “ben niçin buradayım, ben olsam ne olur, olmasam ne olur?” Din, “sen olmasan olmaz” “Sen mutlaka olmak zorundasın. Çünkü senin yerine getirmekle yükümlü olduğun şu şu şu ödevlerin var” der. Bunu tabii tektanrılı din, Allahla imzalanmış mukaveleye bağlar: Onun, “Rabbinizmiyim” sorusuna, ruh hâlindeki insan/lar, “elbette” diye tasdik etmiştir. Dünya-öncesi hayatta verilmiş söze sâdakatı bu dünyada sürdürüyoruz. Ömür boyu verdiğimiz bütün sözler o dünya-öncesi hayatta verilenin devamı ve türevi olarak kabul edilir. Kadın ile erkek arasında geçen sadakat yemini aşkın kapısıdır. Orada verilen sadakat yemini, Tanrıya verilenin devamıdır. Kadın – erkek ilişkisine benzer hayatın bütün yollarında sâdakat yemini var. Bir tarihlerde bölüm başkanıyken talebeler gelip bana falanca profesör dersine girmiyor diye şikâyete gelmişlerdi. Ben de adamı çağıp “dersine niye girmiyorsun” diye sorduğumda, o, “bana verilen maaş ölçüsünde çalışıyorum” diye sorumu cevapladı. Aldığım cevap harikuladeydi. Söz konusu cevap, az önce söylediğim kırılma noktasının açık belirtisidir. “Aldığım karşılık kadar iş görüyorum. Mâlî Sermayeciliğin (Finans Kapitalism) getirdiği yeni anlayışı görüyoruz. Daha önce yokmuydu? Vardı. Fakat kurumlaşmamıştı ve kötülenen bir durumdu; günah, suç şeklinde kabul ediliyordu. Her şey belli bir yasaya bağlıydı. Felsefenin büyük öncüsü Herakleitos, Tanrı koyduğu yasaları aşamaz demiştir. Şu durumda Tanrı da koymuş olduğu yasalarla sınırlıdır, yükümlüdür. Onları aşması mümkün değil. Bunu, Herakleitos’tan üç bin yıl sonra sonra Albert Einstein da teyit etmiştir: “Allah, kumarbaz değil ki, zar atsın”, demiştir. Demekki O, koymuş olduğu yasalarla kendini sınırlar. Bütün yaşama süreçleri sınırlıdır. Sınırların topyekun atılması, infilak ettirilmesi, “laissez faire, laissiz passez” dedikleri, “bırakınız istediklerini yapıp esinler.” İşte yeni ideolojinin şiârı. Bahis konusu ideoloji uyarınca her şey kâr ilkesi doğrultusunda yürütülür. Bu bakımdan “hem sermaye düzene uygun yaşayacağım hem de sözgelişi biyo-teknolojiyi sınırlayacağım” demem, çelişkidir. “Ya bu deveyi güder ya da şu diyardan gidersin” demişler. Bildirdiklerimizi dünyevî düzlemde gerçekleştirmeye kalkışmış, bahsi geçen ideolojiye karşı çıkmış, felsefe-bilim sistemini o doğrultuda kurmağa çaba harcamış filoso-bilimadamı Karl Marx’tır. Ancak, onun, Sermayeciliğe yönelttiği eleştiriler dindışı dünyevî (profan) düzlemdedir. Hâlbuki Sermâyecilik, haddizâtında, dünyevîliğe esaslanmıştır. O hâlde eleştiren ile eleştirilen ortak bir paradigmayı, yânî Maddecilik–Mekanikcilik–Positivcilik dünyagörüşünü paylaşmaktadırlar. Ortak dünyagörüşü zeminine basan iki ideolojinin (Sermayecilik ile Toplumculuk) birbirlerine köklü seçenek oluşturamaz. Millî Toplumculuk (Nasyonal Sosyalism) benzer durumdadır. Nitekim salt ideolojik savaşın tarihteki ilk esiz örneğini oluşturan İkinci Dünya Savaşında karşı cephelere mevzilenmiş düşmanların “dibin kara, seninkisi benden kara” atasözünden başka birbirlerine söyleyecek fazla bir şeyleri olmamıştır. Bütün sınırları, insâf ölçülerini berhava eden Sermâyeciliğe karşı Nazismin teklifi, seçeneği saçmasapan bir ayırımcılık, insanın insana kulluğu ile kibir olmuştur. Toplumculuğun tersine, Sermâyecilikten doğmamış olan Millî Toplumculuk (Nasyonal Sosyalism) nemasını Sermâyeciliği beslemiş olan Toplumsal Darvincilikten almıştır.
Çağımız ideoloji dönemidir ve bunun iki yüz yıllık geçmişi vardır. Bu ideolojinin gereği kârdır, zorunlulukla kârdır. Kâra karşı hiçbir güç çıkamaz. Bu anlamda Sermâyeciliğin belirmesiyle birlikte sâdece dini sollayıp hayatı terketmiş değildir. Bilimi de, aynı şekilde, kenara itmiştir. İşte biyo-teknoloji deniyor, genetik ile gen mühendisliği, filan falan deniyor. Bunlar, tabîî ki, bilim değil. Bilimin kurucusu Aristoteles’tir. O, M.Ö. Dördüncü. yüzyılda bilimi, bilgi iştiyâkımızı tamı tamına karşılamağa yönelik sistemli çalışmalar bütünüdür diye tarif etmiştir. Deyimi müdhiş bir istek, karşı durulmaz bir arzu anlamında kullanmıştır. Bilim, ona bakılırsa, zorunlu ihtiyaçları karşılamaz. Bilimin zorunlu ihtiyaçların karşılanmasıyla, demekki zanaatla (teknikle) ilgisi ilişiği yok. Onuncu, Onbirinci. yüzyıllarda İslâm medeniyeti dairesinde bilim yöntembilgisinin (metodoloji) zanaata uygulanmasıyla filizlenen fendir (teknoloji). Gerçi henüz kurumlaşmamıştır. Bellibelirsizdir. Yapılan nedir? Bilimin yöntemleri kullanılarak zorunlu ihtiyaçların karşılanmasına gidilmiştir. Zanaatın öyle bir yönü yoktu, bilimin yöntemlerini kullanmazdı. Zanaat, insanlık kadar eskidir. Oysa bilim yenidir. Az önce söylediğim gibi, M.Ö. Dördüncü yüzyılda ortaya çıkmıştır. Öyleyse zanaat, bilimi on binlerce yıl itibâriyle öncelemiştir. Zanaata yol yordam çizen aklıselimdir. Buna karşılık felsefeden doğmuş olan bilimin yapısı ile yöntemini tersimleyen (design eden) biçimsel akıldır. Felsefe-bilimin diqyalektik, kıyas, tümevarış, tümdengeliş, çözümleme ile birleşim türünden yöntemleri zanaata zerkedilip uygulanınca karşımıza fen çıkmıştır. İslâm medeniyetinde bu, doludizgin ciddilikle uygulanmamıştır. Daha ziyâde oyun görünümünü sunar. Eski devirlerden beri bilinip kullanılagelen güneş, su ile kum saatlerinden farklı olarak üstünde çeşitli şekillerin hareket ettiği ilk mekanik saatler imâl edilmiş. Bunlar, zaman ölçme âleti amacına hizmetinden ziyâde bakanları oyalamağa, eğlendirmeğe yönelik olmuşlardır. Ayrıca gök gözlemleri için. âletler, çeşitli başka araçlar ile usturlab imâl ediliyor. Peki, fen nerede müdhiş bir patlama yaşanmıştır? 1600larda Sermâyeciliğin ortaya çıkış eşiğindeyken kuzey batı Avrupanın, özellikle Felemenk ile İngilterenin fene (teknoloji) hamile olduğu görülür. Fen, Sermâyeciliğin ana devingendir. Kâra tapan Sermâyeciliğin nazarında tüketimin habire kamçılanması zorundadır. Tüketimi karşılayacak üretim için zincirleme imâlât zorunludur. Bu da fenin sağladığı sanayiyle mümkün olmuştur. İnsanın kol ve fizik gücünü gereksizleştiren makinelerden kurulu mekân demek olan fabrika sanayinin belkemiğini oluşturur. Bu verdiğim tarife uygun sanayinin tarihte öncesi yok.. 1700lerin başlarında İngiltere’de doğmuştur. Neden? Çünkü kazancı artırma meselesi var. Sermâyeciliğin dayandığı birkaç temel var. Bunlardan biri Sömürgecilik, öbürü İmperyalism ve nihayet sanayi. Bu üçünden biri eksik kaldımı, Sermâyeciliğiniz de yok demektir. Onu kuramaz, oluşturamazsınız. Matematik bir zorunlulukla bunların varolması lazım. Sömürgeciliğin yaygın tarzda yürütülmesi İmperyalismdir. Nihayet sanayi zorunludur.
Büyük bir sıçramayla bugüne gelelim. Bugün, bütün yapılıp edilenler, sureti haktan da gözükse, demokrasi, insan hakları, onun bunun için yapıyoruz, dense de, arkada hep kâr anlayışı vardır. Kâr etkenini inkâr, solumadan yaşıyorum cinsinden bir yalana benzer. Bazıları şu kadar zamandır,sözgelişi bir, iki aydır uyumuyorum kandırmacasını uydurur. Mümkün değil. Yapamazsınız. Çocuğun, toplumun dışında, doğada doğup büyümesi gerçekliğe aykırıdır. Yok, ayı, kurt filan falan beslemişmiş de.. Bunlar hep masal. Sermâyeciliğe tevessül ediyorsanız, bir yerleri ve birilerini sömüreceksiniz. Başka yolu yok. İnsanı ve doğayı. Doğaya dost fen geliştirilemez. Bir fennin olduğu yerde doğaya yer yoktur artık. İkincisi Sermâyeci bir iktisadın hâkim olduğu ortamda sürümü ve ona arka çıkması lazım gelen üretimi habire arttıracaksınız. Öyleyse sürümü besleyecek üretime ihtiyaç var. Eski dönemlerde insan, ihtiyacını karşılayacak kadar üretirdi. Oysa şimdi esas olan üretim değil, tüketimdir. Tüketim kamçılanıyor.
Tüketim tümüyle luzumsuzdur. Küçük bir örnek vereyim. Otobüse biniyorum, kamu taşıtlarıyla gidip gelirken bakıyorum, dört, beş kişi aynı ânda otobüste cep telefonuyla konuşuyor. Ben artık,‘moruğ’um; işte, ömrümün yüzde doksan beşi cep telefonsuz geçti. Neyim eksikti? Şimdilerde de onsuz idâre ediyorum. Ben evden buraya yürüdüm. İş adamı olsaydım, yürüyebilir miydim? Yürüyemezdim. Çünkü kâr peşinde koşardım. Kârla benim ilişkim kurulduğu anda bütün bu yaşama çenberim altüst olacaktır. Tüketimimi ben en aza indirebiliyorum. Ama bakıyorum bütün dünya, Tevrat’ta geçen mesele benziyor; yedi yıl kuraklık, yedi yıl yağmur gelecek; sonunda firavun bakıyor, bütün millet çıldırmış, bir tek saraydakiler akıllı kalmış, kırın diyor testileri, başka çâre yok. Ben de bu gidişle tüketim çılgınlığına kendimi vereceğim artık. Çünkü Merih’ten gelmiş acayip bir yaratığa benzemeğe başlıyorsunuz. Çarkın dışında kalmakta ısrar edene yaşama hakkı tanınmıyor.
Sermâyeciliğin şart koştuğu fen ve sanayinin belirlediği dünyada dooğanın korunmasından, doğal dengelerin muh2âfazasından bahsetmek abesle iştiğâldir. Bu saatten sonra doğallıktan bile söz edemeyeceğiz artık. Hher şey sunileşmektedir. Atom enerjisinden de tehlikeli süreç, biyoteknolojiyle başlayandır. İki yüz yıl sonra dünyanın sâhibi, patronu bir avuç ‘İyi saatte olsunlar’ın dışında annne ile atadan olma doğa verisi insan olmayacak. Yeryüzünün tekmil bitki örtüsü ile hayvan varlığı gibi, sözümona insan da genleri değiştirilmiş yahut tamamıyla sunî yollardan elde edilmiş bir varlık olacak. Fabrikasyon usulü imâlâtın seçeneği nefsî–iktisadî–siyasî (psiko–ekonomiko–politik) etkileyip belirleme yöntemidir. Günümüzde uygulanan işte bu yöntemdir. Fabrikasyon usulü imâlât, elbette daha etkili, güvenilir, süratli ve verimlidir. İlk başta bahalı bir yatırım olmakla birlikte zamanla daha verimli olacağı muhakkaktır. Hedef, talimatlar doğrultusunda duygusuzca, düşüncesizce, itirazsızca, dirençsizce iş gören, uyuyup uyanan, beslenen, gezen, eğlenen insanın elde edilmesidir. Taleb olunanları istendiği biçimde üretecek, üremeden sevişecek, yemeden beslenecek. Böyle manâdan topyekun kopmuş sözümona insana doğal doğanın söyleyeceği ne olabilir ki! Doğa manâlar âleminde anlamlıdır. Hâlbuki kulac attığımız anlamın kurutulmuş yabancılaşmanın dünyasıdır. O dünya işte, fazla uzağımızda değil. Tersine eşiğinde duruyoruz. Bu yüzden doğayı, doğal çevreyi kollayıp koruma gibi lafıgüzâf bana oyunmuş gibi gözüküyor.
AYŞE GÖZEN: Şimdi, social construction of technology, yani teknolojinin toplumsal yapılanması denen bir şey var. Yani bugün, kâr düzenidir, kapitalizmdir, bunun hepimiz farkındayız. Orada bile kâr, model olarak kabul edilemeyecek bir yerde, yani teknoloji söz konusu olduğu zaman yönünü değiştirmek zorunda. Nitekim, biyo-teknolojiye baktığımız zaman, o kadar ortalık ayağa kalktı ki, bizde bu konular yeni tartışılıyor oysa Batı’da çoktan beridir tartışılın şeyler, ve bu kimya şirketleri, yeni …ler geliştirmek zorunda kaldılar, doğayı daha az kirletmek için. Yani bir yerde teknoloji, dönem dönem, belli kirlilikler yaratıyor ve yeni gelişen teknoloji o kirliliğin önünü almaya çalışıyor. Temizlemeye çalışıyor. Şimdi biyo-teknolojinin geldiği noktada, … … teknolojinin gelmesinin nedeni de o potansiyelinin olması. Yani biyo-teknoloji genetik biliminin teknolojisi. Genetik de inanılmaz bilgi iştiyakını gideren bir bilimi. Genomu çözüyorsunuz. Siz merak etmiyor musunuz, ben neyim diye? Ben çok merak ediyorum. Yani benim genlerimde ne var? Ben bunu çok merak ediyorum. Tamam, bu bilgi iştiyakını genetik bize çözüyor ama sonra teknoloji, o insana kalıyor, kâra kalıyor, şirketlere kalıyor, ne yönde, ne şekilde kullanılacağı. Ama sırf bu kullanma potansiyelleri farklı alanlara çekilebilir diye o bilimi yok sayamayız, inkâr edemeyiz, ya da önünün kapayamayız ki. Bilimin gittiği yerler orası. Biz neyiz? Bunu bilmeyi gerçekleştiriyor.
HALİT REFİĞ: Şimdi efendim, ben, Teoman Bey’den Hayrettin Bey’e bir köprü kurmak istiyorum. Önce Teoman Bey’in konuşmasından bazı küçük parantezcikler açmak istiyorum.
Teoman Bey gayet ilginç olarak bilimin Aristoteles ile başladığını ifade etti ve başlangıçta bilimin aslında bir istek, bir arayış olduğunu ifade etti. Sonra zaman içinde bilimin karakter değişiminden söz etti. Burada, fenni oluşturan İslam düşüncesinden sonra Batı düşüncesinde önemli değişimin 1600’lerde olduğunu ifade etti. Bu 1600’lü yıllar sözü olunca ben buraya bir parantez açma ihtiyacını hissettim. Francis Bacon (?) bilgi güçtür, kudrettir, diyor. Yani burada İngiliz sömürgeciliğine kazandırdığı, geliştirdiği imkanlarla bilgiyi bir silah haline dönüştürmesinin ilk felsefi temelini görmekteyiz, tam da Teoman Bey’in işaret ettiği 1600’lü yıllarda. Aynı şekilde Teoman Bey, 1700’lü yıllardaki önemli değişime dikkati çekti. Evet, çok dikkate değer bir değişim 1700’lü yıllardaki. Ben burada özellikle bir tarih vermek istiyorum; Teoman Bey’in genel görüşünü biraz özelleştiren bir tarih. 1776 yılı çok ilginç bir yıl bana göre. 1776 yılı, genellikle Amerikan Bağımsızlık Bildirisi’nin yayınlandığı yıl, yani Amerika’nın İngiltere’ye karşı bağımsızlık savaşını başlattığı yıl olarak bilinir. Daha az bilinen iki özelliği var. Birisi, James Watt’ın buhar makinesini ilk defa makineye tatbik etmesi, öbürü de Adam Smith’in Milletlerin Zenginliği adlı kitabını yayımlaması. Bana göre 1776 çok ilginç bir tarih. Günümüzü ilginç bir şekilde belirleyen bir tarih. Amerika’nın bağımsızlığı, endüstri devriminin başlangıcı ve kapitalizmin ilk teorisi. İlginçtir, gene Teoman Bey’in üstünde çok durduğu bir mesele, dünya tarihindeki Anglo-Amerikan varlığının etkileri konusunda. Şimdi bu açıdan bakıldığında 1700’lü yıllar, Teoman Bey’in işaret ettiği gibi, endüstri toplumlarına geçiş dönemi. Endüstri toplumuna geçişi hazırlayan ne? Sermaye birikimi. Bu sermayenin nasıl edinildiği, gene tarihi kayıtlarda belli. Niçin bu sermaye Osmanlı toplumunda olmamış da mesela İngiltere’de olmuş? Şimdi bu açıdan bakıldığında bir mesele var. Deniyor ki, insanlığın uygarlık dönemine geçişi tarım toplumlarıyla başlamıştır. Uygarlık tarihi, insanların toprağa yerleşmesi ve toprağı işlemesiyle başlar. İkinci uygarlık endüstri dönemidir. Hatta bazı düşünürlere göre biz şu anda üçüncü uygarlık dönemine girmiş durumdayız. Buna bilgi çağı, enformasyon çağı diye adlandırılmakta. Şimdi, biz bilgi çağına gelmeden, tarım toplumlarından endüstri toplumlarına geçişteki değer değişimlerine bakalım. Tarım toplumları varlıklarını neyle sağlıyorlar? Topraktan edindikleri ürünlerle. Dolayısıyla tarım toplumlarının doğayla bir iç içeliği var. Tarım toplumlarının insanları biliyorlar ki doğaya hakim değiller. Başka bir güç var. Yani ne zaman yağmur yağar, ne zaman kuraklık olur, ne zaman sel baskınları olur, ne zaman kıtlık olur. Bu, insanın kendi gücü içinde değil. Başka bir üstün güç var. Bu üstün güç ne? Bu üstün güç tanrı, Allah, büyük yaratıcı. Dolayısıyla kaderi onun elinde. Onun elinde olduğu için onunla iyi geçinmek zorunda. Fakat endüstri toplumlarına geçişle bir büyük değişim oluyor. Siz fabrikanızı kurduktan sonra, fabrikanızın günde kaç saat çalışacağını, ne kadar ürün vereceğini, ne çeşit ürün vermek uygun olacağını siz kendiniz tayin edecek durumdasınız. Burada Allah ile aranızda artık bir anlaşmaya gerek kalmıyor. Burada kendi bilginiz, kendi kaderinizi tayin etmekte mutlak güçmüş gibi görünüyor. Tabii acabası var. Şimdi, burada, ben şöyle bir görüş içindeyim. Tarım toplumlarında esas olan doğa ile ilişki. Burada temel değer tanrı. Doğayla ilişkiyi düzenleyen o. Endüstri toplumlarına geçtiğimizde tanrı artık bireyin kendisine mahsus bir iç mesele haline geliyor. Ama toplumun kaderini tayinde adeta gereksiz bir unsur haline geliyor. Burada ne gerekli unsur haline geliyor. Madde. Maneviyat dünyasından maddi dünyaya geçiliyor.
Hayrettin Bey’in benim büyük saygımı, hayranlığımı kazanan bir tarafı var. Benim Hayrettin Bey’i tanımam herhalde bir on beş yılı buldu. Kendilerini tanıdığım zaman henüz TEMA Vakfı kurulmamıştı. Yalova’daki arboretumda bir ortak tanıdığımız bizi bir araya getirmişti. Ben orasını gördüğümde çok etkilendim. Böyle bir çalışmayı gerçekleştiren kişiye çok büyük bir hayranlıkla saygı duydum. İşin ilginç tarafı, Hayrettin Bey, Türkiye’nin sayılı sanayicilerindendi. Sanayinin çok önde gelen bir kişiliğiydi. Hayrettin Bey’in soyadının belirttiği gibi bir sanayi markasıydı. Şimdi, burada ilginç bir nokta var. Biz, bir tarihi oluşum görüyoruz. O nedir? O tarihi oluşum, doğanın ve manevi değerlerin terk edilip sanayinin ve maddi değerlerin ön plana çıkması. Tarihi oluşum bu. Ama özel bir durum var. İşte bunu ben bilhassa Hayrettin Bey’den bu vesileyle açıklamasını rica edebilir miyim? Türkiye’nin en önde gelen, en seçkin sanayicilerinden birisi, tedrici olarak sanayi dünyasıyla bütün ilişkilerini kesip kendisini bütünüyle doğaya adıyor. Dışarıdan bakıldığında garip bir durum. Yani, birçok doğacı var ki, doğal olarak doğacılar. Ama sanayiden doğaya geçiş özel bir durum. Bu geçiş konusunda, Hayrettin Bey acaba, onun için çok özel değilse, bizi bu dönüşümüyle ilgili olarak bir miktar aydınlatabilir mi?
HAYRETTİN KARACA: Ben teknolojiye karşıyım. Ne zaman oluştu bu? Çocuklukta oluştu. Ben köy köy geziyorum, bir kasaba çocuğu olarak ve bu hayatı çok seviyorum. Altı yedi yaşındaydım. Ne yapılıyorsa köyde, her şeyi yapmaya gayretliydim. Buğday ekiyorduk derede. … … Böyle elekten süzüyorsun, bir kere daha, bir kere daha. Sonra kurutulması lazım. Hasırlar yayılır. Üzerine bir çarşaf örtülür. Buğdaylar serilir. Ama onu koruyacak bir … ihtiyaç var. Kuşlar var. … … Bağbozumu, sabah beni erken kaldırmazlarsa, çünkü erken toplanır üzüm, kıyameti koparırdım.
Ben Bandırma doğumluyum. Bandırma’nın köylerinde geziyordum. Biz çardakta yatarız mesela, bostan bekleriz. Sabahleyin tan yeri ağırınca, … … duyarsın çıtır çıtır. Sabahleyin kalkarsın, yiyecek bir şeyin yok. Hemen gider bir karpuz seçersin. Karpuz kesilmez. Bıçağı vurdun mu patlar. O kadar serttir. Bıçağı yarım sokarsın, … kesersin, … … kestiğin kapağı yerine koyarsın, bir vurursun, açılır, göbeği çıkar. İşte israf orada başlar. … çekirdeklerini bırakırsın, başlarsın göbeğini yemeye. Suları akar üstüne başına ama olsun ben bayılırım. Harman dövülecek. Cılız bir çocuğum. Tabii … … beni de bindirirler. Fakat bir taş koyarlar ki o ağırlık olsun diye. … … … … Fakat hayvan dolaşırken pisler, ihtiyacı gelir durur ama yürürken yapmaz o işi. Durur, kuyruğunu kaldırır. Hemen sen orada alacaksın. Tenekeyi yarım keserler kürek gibi. Sapından tutacaksın da işiyorsa, pisliyorsa, onu harmana döktürmeyeceksin. … … … Sonra beni gelip alırlar, kaldırırlar, harman yerini temizlerler. Fakat bir gün … … … Bandırma’da, orada idim, May…’a doğru gidiyorum, … Ovası’na indim. Harman yok. Harman yerlerinde faaliyet yok. Harman yeri güzel bir yerdir. Aşağıya doğru çamurlanmıştır, beton gibi olur da, buğdaylar falan karışmasın diye özel bir yeri vardır. Sonra tan yeri ağardı, sonlara doğru geldim, sordum, dedim ki, bu sene niye harman yok? Harman makinesi geldi dediler. İşte o günden beri ben teknolojiye karşıyım. Benim hayallerim bitiverdi. Ben böyle başladım. Zaten iş hayatına girdiğimde … emekli olacağım diye düşünüyordum. Bizim zamanımızda ananın babanın dediği emirdi. O çocuklar için en iyisini düşünürdü o. Babam esnaf olacaksın dedi, biz esnaf olduk çıktık. Ben tarih ve edebiyat okumak istiyordum. Olmadı. Esnaf olduk, sanayici olduk vs.
Teknoloji işsizlik üretir. Ben teknolojiye bu yüzden karşıyım. Teknolojinin esas görevi işsizlik üretmektir. Bakın ben sanayiciyken, 800 işçi ile yaptığım bir işi, fuarlara gidip o makineleri görünce hemen alırdım mecburdum çünkü … … 700 işçiye indirirdim. Aynı işi 700 işçiyle yapmaya başlardım. Bir fuara daha giderim, bakarım yeni teknoloji gelmiş, onu da alırım, gene işçi çıkarırım, 500’e iner. İşçileri çıkarmak zorundayım. Ama bunun çaresi var. Ben dünyayı kirletmek için gelmedim. Ben insan olduğum için … … Çevrem var, doğayla olsun, toplumla olsun, ben onun içinde … … mutlu olmam lazım. Ben Anadolu insanının o kültürünü yaşamışım. Onu özlüyorum. … … … Yoksulumuz vardı ama açımız yoktu. … … … Komşusu aç yatırmazdı. … … … … Ancak onun da çaresi var. Ben dünyayı kirletmek için, dünyayı yok etmek için gelmedim bu dünyaya. O halde teknoloji eğer işsizlik yaratıyorsa çaresi var. Ben bir ay çalışayım, yine aynı üreteyim, ne üreteyim, yaşam için, gıdam için, giyinmem barınmam için, eğitim için, ne varsa onu üreteyim, orada durayım. Herkese iş bulayım. Bir bölümünü işsiz yapmaya gerek yok. Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin ben o kadar daha az çalışarak… Ben yeni bir düzen arıyorum. Yaşanabilir dünya… …Survival. Survive’i artırayım, …’ın ne olduğu umurumda değil. Yaşanabilir dünya arıyorum ben. Yoksa yokum ki. Bindiğim dalı kesip gidiyorum. Kirletiyorum. … … … Temel avcı. Aldığı zaman eline tüfeği hareket eden her şeyi vuruyor; yılan olsun, kertenkele olsun, kuş olsun. Her şeyi vuruyor. Yolda gençler bunu çeviriyorlar. Diyorlar ki, Temel sen ne yapıyorsun? Avlanıyorum, diyor. Avlanıyorsun ama doğanın dengesini bozuyorsun. Ne kadar anlatmak isteseler de bir türlü anlatamıyorlar. Hırpalıyorlar. Dövüyorlar. Temel kan revan içinde eve geliyor. Görüyorlar ki üstü başı perişan, Temel sana ne oldu diye soruyorlar. Sormayın, diyor, ben … … yengesunu bozmuşum. Şimdi olay bu. Farkında değil adam yaptığının.
Şimdi bakın, bu doğal dengeden, gelelim biyo-teknolojiye. Dünyadaki bütün canlılar birbirini tahrip … … , evet birbirinden yararlanmak için, hepsinin varlığını korumak için, sonuna kadar kimse kimseyi öldürmez. Sonuna kadar değil. Demek o denge var. Bir eko sistem var. O eko sistemi ben tahrip etmek için, onun içine getiriyorum bir canlı daha koyuyorum. Mesela bir ormana gidiyorum, o ormanda olmayan bir ağacı daha oraya koyuyorum. O eko sistemi kirletiyorum, bozuyorum, işte oradan başlıyor iş. Biyolojik istila diye bir … … onu göndereceğim. İstediğiniz kadar oradan, ben söylemiş gibi yorumlayabilirsiniz. Florida’da bataklıkları kurutamıyorlar. 30’lu yıllarda. Sıtma var, hastalık var, bir türlü baş edemiyorlar. Biri öneriyor, melo… … diye bir bitki var Avusturalya menşeili. Onu kullanın diyor. Hakikaten … bataklıkları kurutmaya başlıyor. O kadar revaç görüyor ki, fidancılar, üreticiler tohum ve fidan yetiştiremiyorlar. 600 bin hektarlık alan üç sene sonra tamamıyla kurtuluyor. Herkes rahatlıyor. Fakat kaşınma başlıyor, nefes darlığı başlıyor. Ne oldu, kim yaptı bunu? Çıkardığı enzimlerden oluyormuş bu. … … … … Kesiyorlar, daha hızlı büyüyor. Yakalım diyorlar, daha hızlı gelişiyor. Fakat kökünden çıkardığı enzimlerle tüm doğal eko sistemi öldürmüş. Hiç başka canlı yok, tek o kalmış. … … Bozmuş. Demek ki oraya bir … koyarken daha iyi düşünmek lazım. Gene başka bir örnek: Tanzanya ve Kenya’nın, Uganda’nın ortak olduğu … … …. tatlı su levreğini oraya atmışlar. Çünkü levrek çok makbul. Derisi, … … … çok para getiriyor. Onlar da zengin olmak istemişler, almışlar Nil’deki levreği oraya atmışlar. 400 balığı yemiş bitirmiş. Ormanları yakmışlar, kesmişler … olarak satmak için, ormanları da bitirmişler. Sonra, bir denge varmış, alglerin geçindiği bir balıklar varmış, o balık olmayınca algler de başlamış daha hızlı büyümeye, sudaki oksijeni tüketmeye başlamışlar. Peki soruyorum şimdi, niçin acaba Nil’de bunu yapmıyor? Niçin o mel… doğal vatanı olan Avustralya’da öyle yapmıyor? Çünkü hepsini dengede tutan başka canlılar var. Bugün mesela al…us dediğimiz … ağaç var. Türkiye’yi istila ediyor gittikçe. … … … … Buna biyolojik istila diyoruz. Ama o kendi vatanında, Çin’de uslu uslu duruyor. Biyo-teknoloji ile getirsen, daha da berbatını getiriyorsun. Bilmiyorsun. Fransa’ya 200 yıl önce giden Osmanlıların götürdüğü güvercinlerin zararı bugün çıkıyor. Çünkü onun karşılığı yok. Bu biyo-teknoloji ile bunların daha da beteri olacak. Acaba ben doğayı tanısam, orada teknoloji var, bilim var, beni yaşatmak için … … … ama bir ben zararlıyım. İnsanoğlu doğanın içinden çıkar, mutlu. Ama doğayı tahrip et, ben kalayım, yaşayamam. İşte ben doğanın … bozuyorum, bu teknolojiyle bozuyorum. Şu andaki söyleyeceklerim bundan ibaret ama daha çok söyleyeceklerim var.
AYŞE GÖZEN: Ben bu dönemlendirmelere katılıyorum. Hem Teoman Bey’in yaptığı dönemlendirmeye, hem de Halit Bey’in yaptığı dönemlendirmeye; farklı adlar verebiliriz buna. Pre-modern, modern- post-modern diyebiliriz, pre-fordist, fordist, post-fordist diyebiliriz. Pre-fordist dediğimiz dönemde, ben bunun üzerine yazdığım için fordist tanımını kullanacağım, tarımın … … bir toplum. Fordist dönem dediğimiz dönem, sanayi toplumu, artık kâr üzerine, verimlilik artışı üzerine, işçinin azaltılması üzerine kurulmuş bir düzen. Şimdi biz, post-fordist topluma geçiş, yani bu fordist toplumun getirdiği sıkıntıların, artık insanlar ayırtına varıyor ve bir geçiş dönemi. Şimdi buradan biyo-teknolojiye gelirsek, o teknolojiyi, fordist çıkarlar doğrultusunda kullanmak da mümkün, post-fordist nasıl bir toplum, nasıl doğaya döneceğiz, bunun yararına da kullanmak mümkün. Nitekim ben de bir senaryo yazdım, her ne kadar sinemacı değilsem de. İşte post-fordist … biyo-teknolojiyi … … … olarak ve post-fordist toplumda kullanarak tekrar boş zaman yaratmak, boş zamanlarımızı en iyi şekilde kullanabileceğimiz bir düzen, işte yanmayan ormanlar, yani diyorsunuz ki Nil balığı geliyor başka yerde … şimdi bunu daha önce bilmiyorlar, burada biyo-teknoloji falan yok, alıyorlar adamlar fordist düzende, nerede ben daha çok yetiştirebilirim, koyuyor. Halbuki genetik biliminde onun nedeni, niçin Nil’de yaşıyor da orada yaşamıyor…
HAYRETTİN KARACA: Nil’de yaşamıyor. Nil’de diğerleriyle beraber yaşıyor. Orada diğerlerine bir zarar getirmiyor.
AYŞE GÖZEN: Tamam. İşte bunun bilimini çözmek mümkün oluyor, değil mi? Bunu deneme-yanılma ile değil de, biliyor olarak, yani onların geni, o gen ihtiyacı nedir o dengeyi kurup o dengeyi tüm dünyaya mal etmenin potansiyelini taşıyor bu bilim. Dolayısıyla bunlar doğal, doğaya yakın yaşama, orman yangınlarından kurtulmak mesela, ateşe dayanıklı… Sonuç olarak, benim hayalimdeki, post-fordist toplumda, dünyada bu genetik biliminin ve biyolojinin de yardımıyla, doğayla barışık, sürdürülebilir bir düzen kurulabilir, en azından öyle bir potansiyelimiz var.
HAYRETTİN KARACA: Bir sual geliyor aklıma; teknoloji geliştikçe bunu sermaye benim lehine mi kullandı bunu, aleyhime mi kullandı? Teknoloji geliştikçe insanlar daha mı mutlu oldular, daha mı doydular, adaletli bir paylaşım düzeni mi kurabildik? Amerika’da 22 kişinin geliri, şahıs olarak, dünyada, 48 ülkenin yıllık gelirine eşitmiş 1990’da. Bugün 3 kişinin yıllık kazancı aynı 48 ülkenin gelirine eşit hale gelmiş. Sermaye korkar. Güçsüzdür. Birleşir. Rekabeti de önlemek istiyorlar şimdi. Dünyada büyük büyük firmalar birbirleriyle birleşiyorlar. Niye? Çünkü korkuyorlar. Sömürememekten korkuyorlar. Adam sömürmeden yaşayamamış. Geleceğini sömürerek kazanmış. Bunlar bana bugün insan hakları diye ders veriyor. Düşünün. Onun için ben soruyorum. Teknoloji bugün varsa, geliyorsa, acaba insanlar daha mı mutlu, yoksa daha mı fazla acı çekiyorlar? Fakirlik artmıyor mu? Teknoloji buna çare bulmaya niyetli mi? Kim kullanıyor teknolojiyi? Ben kullanmıyorum. Benim lehime değil.
AYŞE GÖZEN: Araya bir parantez açalım. Bunu burada dediğiniz anda, sizin gibi şimdiye kadar teknolojinin uzağında kalmış toplumlar için daha fakirliğe girmek anlamına geliyor.
HAYRETTİN KARACA: Ama teknolojinin dengeli bir dağılımı yok, belki sorun oradan kaynaklanıyor. Fakir daha da fakirleşiyor.
TEOMAN DURALI: Bu bayağı göreli bir şey. 1981de bir arkadaşımla birlikte. Toroslar’a çıktık. Orada Yörükler obalar hâlinde yaşıyorlardı. Kışın, kışlak denilen, ovadaki köylerde oturuyorlar, yazın da yaylaya çıkarlardı. Keçi kılından çadırda oturuyorlar. Yol, su, cereyân yok. Aşağı yukarı yüzlerce yıllık hayatlarını önemli ölçüde tekrarlıyorlar. Toplumda, burada ayrıntısına giremeyeceğim, bir denge hâkim. Gözle görülebilecek bir denge var; insan ile doğa ve insanların kendi aralarında. Çok sağlıklı bir denge. 1986da tekrar aynı yöreye gittik. O tarihte aşağıya köylere ışık, yol ve su gelmiş,. Yukarıya, yaylaya çıkmaz olmuşlar. İşsizlik var. Hayvanları satmışlar, hayvancılıkla uğraşmıyorlar. Gençler şehre inmiş, hastabakıcılık, hademelik yapıyor, ayak işleri görüyorlar. Kopma var. Televizyon felâkatine marûz kalmışlar. Televizyonla birlikte yapyabancı bir hayat sürmeğe koyuluyorlar. Bunun yarattığı çeşitli dalgalanmalar; karı–koca ilişkilerinde, çocuk ile anne–baba ilişkilerinde bir sürü benzer şeyler ortaya çıkmış. Kısacası, toplum dediğimiz zincirin halkaları dağılmış durumda. Bir tatsızlık ve sürtüşme ortamı ortalığı kasıp kavuruyor. Rol modelleri tamamıyla değişmiştir.
Bilgi güçtür de nereye dek güçtür ve ne işe yarar? İlk gittiğimizde 36 çocuğa sorduk, Türkiye’nin başkenti neresidir diye. Bunların yüzde 40ı Karsantı cevabını verdi. Karsantı, Adana’nın nahiyesi. Bir kısmı Develi dedi. O da Kayseri’nin kazası. Üç yahut beş çocuk Istanbul dedi. Ankara diyen çıkmadı. Şimdi biliyorlar artık. Istanbul, insanımızın nirengi noktası. O ikinci gidişimizde televizyondan Ankarayı, şunu bunu, açık saçık sevişme yollarını öğrenmişler. Fakat nasıl ata binilir, keçi sağılır, çadır çatılır yahut bozulur, hangi otun hangi rahatsızlığı giderebileceği; bunlar unutulmağa yüz tutmuş. Buzdobalı, elektrikli süpürge girmiş. Eve hasredilen vakit ile emek azalmış; dolayısıyla ev, yuva olma niteliğini git gide yitirmiş. Demin beğefendi anlattı, biçerdöverin girmesiyle yersiz kalan işkolları aylaklığa mahkûm. Orada soğutucu kullanılan birtakım teknikler vardı eskiden. Bunlar kalkmış ortadan, onların ustaları da işsiz kalmışlar. Benzeri bir durumu, Grönlanddaki insanlar yaşıyorlar. Adamlar yaşama mücâdelesinden kesilmişler.Evlerinde rahatları sağlanmış. İlk bakışta olumlu bir şey gibi gözüküyor. Ama değil. Grönlandda 1988de intiharların yüzde 20 arttığı belirlenmiş. Hayatın derin manâsı mücâdele irâdesi ile kâbiliyetinde yatar. Aşk, dayanışma, fedâkârlık, hep mücâdeleyle el ele, kol kola yürüyen insanî tavır ile tutumlardır. Küresel olarak bunu örnekleyebiliyoruz. Yaşatan bilgi kutsaldır. Cep telefonun, arabanın nasıl kullanılacağının; Alinin külahını Veliye giydirmenin, borsadan, kumardan üstün kazançların temininin; rock and roll’u mükemmelce becermenin bilgisi yaşatan bilgiler değildir. Kendimi ve başkalarını yoketme bilgisi, elhak, silâhtır. İstenen bumudur? Günümüz mekruh küresel medeniyetin taleb ettiği budur.
Şimdi teknoloji iyidir, güzel, iyi bir unsur. Çare buluyor, kendi kendini yeniliyor. Meselâ sürdürülebilir doğadan bahsediliyor. Şimdi birincil doğa ormanı yıkıyorsunuz, yakıyorsunuz. Arkasından yeniden ormanlaştırıyorsunuz; en iyimser bir çözümle diyelim. O, sürdürülebilir oluyor. Hayır, efendim. O birinci derecedeki ormanın zenginliği, varlık çeşitliliği öbürlerinde yok. Ben bunu bizzat gözlemledim Malezya ile İndonezyada. monokültür olmasa bile ona doğru bir gidiş var. Çeşitlilik ortadan kalkmış gözüküyor. O çeşitliliğin olmayacağını baştan kestiremiyorsunuz. Bilim çok aldatıcı bir durumdadır. Dışarıdan bakan insanlar, doğrudan doğruya bilimin içinde olmayanlar, bilimin her şeye cevap getirebileceğine inanmaktadırlar; bir çeşit ilahî, mucizevî bir hadise gibi. Hâlbuki bilimde deneme ve yanılmanın sonucunda birtakım sonuçlara ulaşılır ve deneme-yanılmayla sonuçlara ulaştığınızda iş işden geçmiş oluyor; o orman , nehir gidiyor, deniz bitiyor, geri getiremiyorsunuz. Bu şartlar altında bugün dünyada çözüm imkânı kalmamıştır. Yaşamanın sürdürülebilir olması ancak dünyayı terketmekle olacak herhalde. O seviyeye taşıdık hadiseyi.
AYŞE GÖZEN: Bu senaryoyla yaşamak çok zor olsa gerek. Yani nasıl yaşıyorsunuz böyle bir senaryoda?
TEOMAN DURALI: Sizi de bu senaryonun farkında olarak yaşamaya davet ediyorum çünkü gerçeklik bu.
AYŞE GÖZEN: Umut görmek istiyorum. Bunu yapabiliriz. Teknoloji iyidir diye bir şey söylemedim. Teknoloji ne için kullanılırsa, hangi amaç için kullanılırsa o amaca bağlı olarak iyi ve kötü sonuçlar ortaya çıkar.
ÜLKÜ KARAOSMANOĞLU: Teoman Bey’in bakış açısından konuya yaklaşıldığı zaman –ki o bakış açısından mevcut duruma yaklaşıldığı zaman ‘sürdürülebilir kalkınma’yı, ‘sürdürülebilir kâr’ olarak anlayan ve bu amaç uğruna kutsal olan ne varsa buldozer gibi üzerinden geçen sistemin rotası bir uçuruma, dolayısıyla umutsuzluğa çevrili- teknoloji kontrolsüz biçimde kâr hırsıyla atbaşı gittiği sürece doğayı da insanı da ezip geçecek. Sistem dışına çıkabilmiş tek örneğin de Marks olduğuna işaret etti Teoman Bey. ‘Dinsiz’ bir toplum öngördüğü için de mukavemetle karşılaştı. Peki, gelecekte umutsuz olmamak adına sistemin tamamen dışından bir uyarıcıya mı ihtiyacı var dünyanın? Ya da meraka yönelik bilimin altını mı çizmemiz gerekecek? Gerçek bilim bu sistemin dışında mı kendini gösterebilir? Bu tabloda dinin yeri hakkında nasıl bir öngörüde bulunulabilir?
TEOMAN DURALI: Efendim, din de din olmaktan çıktı. Din de kapitalistleşti. Bugün dine dönelim deseniz, nasıl ki o ilk ormanları bulamazsak, o bozulmamış, sermayecileştirilmemiş dini de bulamayacağız artık.
ÜLKÜ KARAOSMANOĞLU: Peki, şuradan bir çıkış noktası bulunabilir mi? Bu, toplantıya katılanlar, çoğunlukla ve özellikle Batı referanslarıyla bulundukları noktaya geldiler. Türkiye’de okur yazar kim varsa her birisinin algı antenleri genellikle Batı’dan gelen yayın dalgasına ayarlıdır. Örneğin Rusya’da, Çin’de, Hindistan’da bilim yok muydu? Afrika’da düşünen insanlar hiç mi olmadı? Mısır’ın kültüründen insanlık tarihine kalan nedir? Batı’nın bilimi neden tartışılmaz? Bilimin tarihini Avrupa orijinli kaynaklardan öğrenirken dünyanın diğer kültürlerinin, bilimlerinin es geçilmediğini kim iddia edebilir? Dünya siyasetini sömürgecilik üzerinden kurgulamış bir uygarlığın örneğin doğunun kültürünü de, bilimini de yağmalamadığından nasıl emin olabiliriz?
TEOMAN DURALI: Karşıtlık, doğu-batı değil. Bu yanıltıcı bir şey. Hep bunu söylüyoruz. Böyle bir şey yok. Zihniyet olarak, anlayış olarak bir karşıtlık varsa o da arkaiklik ile modernliktir. Sermayecilik öncesi, eski dönem, sermayecilikle birlikte düşünüş ile duygulanışlar da kökten değiştiler. Eski dönemdeki zihniyetler üç aşağı beş yukarı birbirlerine benzerlerdi. Dokuzuncu yüzyıldaki bir Çinli, İtalyan, Ganalı okumuş yazmış biri ve hattâ adam okumamış yazmamış olsun; toprağıyla uğraşan insanların zihniyetleri birbirlerine benzerdi. O Doğuludur, bu Batılıdır falan filan değil. Bugün Doğulu dediğiniz, Doğudan anladığımız Şark dediğimiz olay, arkaikliktir. Garp dediğimizde de kastedilen modernliktir. Hepsi bundan ibarettir. Teknoloji ve sanayiye geçmiş insan ile geçmemiş insan. Az önce Halit Beğin belirttiği toprağın, tarımın insanı ile sanayiye geçmiş olanın ve burada sanayiye geçmiş olan, sermayeci olan adamı kalkıp da sırtını sıvazlamak, ikna etmek, sen hoşsun, iyisin doğayı kirletme, yapma etme demek, boşa kürek çekmektir. Adam, tapınılacak kadar harikulâde ağacı ekvator ormanından kestiriyor. Kollarını kavuşturmuş seyrediyor. Yahu, bu bir insanın devrilişi gibi, dramatik bir şey, koskocaman ağaç küt diye düşüyor aşağıya diyorum. Anlaşılmaz gözlerle bana baktı ve güldü. Bilâhare o ağaçtan ne imâl edilecek dersiniz? Pipoların filtresi. İmâl edilecek şey bu.
AYŞE GÖZEN: Pardon, burada şunu diyebilir miyiz acaba? Bir yerlerde birleşiyoruz, değil mi? Arkaik diyorsunuz, sermayeci diyorsunuz… Peki bunu yadsıyıp, yani bütün bu olanlara, önümüz karanlık gelmese, bu farklı … …se acaba bu sermaye sonrası, işte post-modern, post-fordist neyse, bu toplumu nasıl oluşturabiliriz? Yani, bu elimizdeki verilerle, buraya gelmişiz, bunu farklı şekillerde tanımlayabiliriz … …
ÜLKÜ KARAOSMANOĞLU: Teoman Bey bu çerçevenin içinden olumlu bir şey çıkartmak mümkün görünmüyor mu size?
TEOMAN DURALI: Bu ilişkiyi durduramazsınız. Şimdi kalkıp da Koç’a, Sabancı’ya, üretimini şu kadar düşür, doğayı daha iyi kullanalım nasıl dersiniz? Kabul edermi bakalım? Bugün petrol tröstlerine, deniyor ki, yapmayın, Alaskanın kuzeyini delmeyin, oranın çevre şartlarını allak bullak emeyin. Mümkün mü? Olmuyor. Adam bundan vazgeçermi? Kazanç elde etmek, tutkudur, tutkunluktur. Mâlî Sermâyecilik o tutkunluğun ideolojisidir. Sermâyeci müteşebbisin mahvedici tutkusundan vazgeçmesi için de elinizde ordular yok. Stalin’in lafı vardır, Papa’nın kaç tankı var, diye sorar. Şimdi Afganistan’ı bombalıyorsa, orayı yerle bir ediyorsa, niye bunu yapıyor? Afganistan Onüçüncü. yüzyılda yaşıyordu da ondan. Gördüğüm, yaşadığım bir ülke olmasından ötürü çok daha yakından biliyorum. Adamlar Onüçüncü yüzyıl, lafın gelişi; Onbirinci diyeyim isterseniz yahut Onbeşinci yüzyıla uygun bir tüketim içinde. Adam Dior kullanmıyor, Coca Cola içmiyor, hamburger yemiyor, şu marka ayakkabı giymiyor; sandaletle dolaşıyor vs. Yani bu, ne El Kaide’dir, ne Usame bin Ladin’dir; sırf onu sistemin içine çekmek, oraya da tüketim çılgınlığını sokmak, onları pazar haline getirmek maksat. Afganistan sözünü ettiğim çenberin içerisine girmeğe karşı direndi. Tüketiciliği bilmiyor değil, bal gibi biliyor. Fakat istemiyor. Kapısını kapatmış. Bugün İran da böyle. İran’ı da döve döve sistemin içine alacaklar. Çünkü İran da bu tüketime hayır diyor, bu sisteme, rejime hayır diyor. Uzun lafın kısası, yeryüzünün kaynaklarını düzelmeyecek biçimde yoketmişiz ve dolu dizgin yoketmeğe devâm ediyoruz. Yakmışsınız o ormanları, çöl olmuş. İnsan bunu bizzat görebiliyor. Ne kalıyor geriye çözüm olarak diye sordunuz. Bir tek, kullanılmamış kaynaklar olarak yeryüzünün dışında birtakım yerler var. Yeryüzünün üstünde, içinde artık kurtarılabilecek neresi var, bilmiyorum. Bir tek, Güney kutbu (Antarktika) kaldı belki.
HALİT REFİĞ: Evet, ben Hayrettin Bey’e dönüş yapmak niyetindeyim. Efendim, şimdi, gene burada Hayrettin Bey ile başlayayım. Teknoloji insanın lehine mi kullanılıyor meselesi. Bunu şu şekilde de söyleyebiliriz: Teknoloji iyiliğe mi kullanılıyor, kötülüğe mi diye bir soru da sorabiliriz. Bu soruyu sorduğumuz zaman, Teoman Bey şöyle bir görüş ileri sürdü. Doğu ile Batı arasında bir fark yok esas itibariyle. Ben Teoman Bey ile birçok konuda aynı paralelde düşünüyorum, çok yakın düşünüyorum. Ama Batı konusunda belki bir farklı düşünce içindeyiz. Doğu ile Batı arasındaki en büyük fark, bir zihniyet yapısı. Yani fark, diyelim ki, sanayi toplumları öncesinde, tarım toplumlarında pek görünür bir şey değil. Toprakla uğraştıklarında, toprakla uğraşan toplumlar birbirlerine benzer yaşam tarzları geliştirmişler. Görünür değişim, sanayi devriminden sonra, sanayi toplumlarının ortaya çıkmasından sonra keskin fark ortaya çıkmaya başlamış. Ama bunun öncesinde de bence Doğu ile Batı arasında çok büyük bir fark var. Bu farkı, Teoman Bey’in çok yakından tanıdığı, Kutadgubilig dergisinin son sayısında … ilgili bir yazı var. Peter Sloterdijk, günümüz Alman düşüncesinin çok ilginç bir düşünürü, bizim de yazarlarımız arasında yer alıyor. Sloterdijk, Doğu ile Batı arasındaki en büyük ayrımın, insanlığın önündeki en büyük dramın efendi-köle ilişkisi zihniyetinde olduğunu ifade ediyor. Bu efendi-köle ilişkisi, eski Yunan’ın insanlığa bir hediyesidir. Yani Eflatun’dan itibaren … demin … … …den bahsetmişlerdi, Aristoteles, ‘Nikomakhos Etik’ adlı kitabında, köleler olmasa zenginlik olmaz diyor, zenginlik ancak köleler sayesinde olur diyor. Şimdi, Yunanlı böyle bir gerçek geliştirmiş ve bu zihniyet, efendi-köle ilişkisi zihniyeti, netice itibariyle günümüze kadar süregelen bir zihniyet. Bugün de Amerika ben efendiyim diyor. Öbürlerine açıkça sen kölesin demiyor ama ben efendiyim diyor. Şu veya bu şekilde efendiliğimi kabul edeceksin diyor. Silahımın gücüne karşı gelsen bile, bilginin gücüne bir şey diyemezsin, bilginin gücüne bir şey diyemezsin, bak ben neler biliyorum, diyor. Biz burada bilginin efendinin kölesini kullanmada, kölesini zapturapt altında tutmada bir silah haline getirildiğini görüyoruz. Şimdi burada şu noktaya varıyoruz. Benim şahsi görüşüm, ben insanlığın başındaki en büyük belanın, insanın insana karşı efendilik taslaması olduğu düşünüyorum. İnsanlar mutlak olarak eşittirler demiyorum ama yaşama haklarında eşitler. Yoksa, değer açısından,
Meseleyi Teoman Bey kadar keskin koymayacağım ama ben de çok iyimser değilim bugünkü görüntüden. Ama, çıkmayan candan umut kesilmez meselinden kaynaklanarak umudun nerede olabileceği konusunda diyorum ki, umudun birinci şartı, insanın insana efendi olma zihniyetinin aşılabilmesidir.
Şimdi buradan başka bir alana giriyoruz. Sözü o alana taşıyıp devretmek istiyorum. Bizim şu ana kadar, konuştuğumuz hep teknolojiyle ilgiliydi. Yani, ilginçtir, atom fiziğiyle uğraşmalar ile insan hücreleri üzerine yapılan çalışmalar tarihsel olarak birbirine paralel. Her ikisinde de fizik vardır. Ama bizim belki çoğu zaman gündem dışı bıraktığımız bir mesele var, insan ruhu meselesi. İnsan ruhu konusundaki bugünkü bilgimiz ilk insanın bilgisinden çok daha ileride değil, belki de değildir. İnsan ruhu konusundaki bilgimiz, yani insanın ruhu olduğu idrakinden bu yana o konudaki bilgimiz gelişmiş değil. Çok karmaşık bir mesele. Hiçbir zaman da insan ruhunu, insanın biyolojik hücreleri gibi tanıma imkânının olabileceğini sanmıyorum. İnsan ruhunun bütün özelliklerini kavrayamazsak bile bir mesele var. İnsanlar bununla çok ilgilenmişler. İnsanın kötülüğe temayülü. Bildiğimiz bir şey var ki insan kötülüğe meyilli bir yaratık. Bütün dinler bunu ifade ediyor. İnsan yaratılıyor, Adem, arkasından Havva, derken, cennetten kovuluyorlar. Prometheus’un tanrılar tarafından cezalandırılması neden? Ateşi tanrılardan alıp insanlara veriyor. İnsanlar ateşi sadece yemek pişirmek ya da demir dövmek için kullanmıyor. Ateşi başka insanları yok etmek için de kullanıyor. Şimdi, biz bu örnekleri çoğaltabiliriz. İnsan ruhunun varlığını idrak ettiği andan itibaren insan ruhundaki kötülüğe temayül de keşfedilmiş. Şimdi, ben diyorum ki, acaba insan ruhundaki bu kötülük temayülü, Hayrettin Bey’in teknoloji insanın lehine mi kullanıldı, aleyhine mi sorusuyla yakından ilgili. Birçok yazarın, düşünürün ileri sürdüğü mesele ileri teknolojinin kötü ellerde ne dehşet verici sonuçlar ortaya çıkartacağı. Şimdi, belki cevap verilmesi çok zor bir soracağım. Bu soruya ben Teoman Bey’den başlamak istiyorum. Teoman Bey’in felsefi bilgisinden ötürü. İnsan kötülüğünün engellenmesi, sınırlandırılması imkanı var mıdır sizce?
TEOMAN DURALI: Bu sorunun iki cevabı mümkün. Birincisi, biraz önce belirttiğiniz, manevî, ruhî, öbürüsü de maddî açıdan bakılırsa. Ruh manevî asıllı değil de, maddelerin etkileşmesinden doğan bir güçse, o takdirde, kötülüğe yol açan unsur maddece tesbit olunur. Diyelim ki bu bir gendir. O geni yok ederseniz, kötülüğün de önünü kesmiş olursunuz. Bu böyle değilse, ruh maddî menşeli değil de maneviyse, o takdirde insanlığın iyiye yöneltilmesi bir rejim sorunudur. O rejimin de dayanağı eğitimdir. Eğitimden başlarsanız. Önemli bir tartışma çıkmıştı bir zamanlar: Biyolojide, eğitim mi, genler mi diye. Yetiştirme mi, doğa mı? Ben, aciz ve naçiz bilgilerimin çerçevesinde, bir yetiştirme olayı olduğuna kani oldum. Tabii ki düzeltilemeyecek çeşitten insanlar var.. Dinin, “biz onların kalplerini mühürlerdik” dediği. Bunun ruhhekimliğindeki (psikiyatri) karşılığı ruh hastasıdır (psikopat). Teolojinin mühürlü kalp dediği ruhhekimliğinde ruh hastasıdır (psikopat). Dengeli, olağan görünür. Savaş anılarından dinlediklerim uyarınca düşman hücum ederken ateş edilir. “Öldürmezsen, karşındaki seni öldürecek” düstûru. Güzel. Ama düşman çekilirken kaçanın arkasından ateş etmeğe devam edenlere ne demeli? Bundan zevk alanlar var. Öldürmekten tarifsiz zevk duyanlar. Çocukluğumuzda da görürdük, kertenkelenin kanadını koparanlar olurdu. Tutmuş, meselâ, kedinin kuyruğunu kesiyor, hayvanın duyduğu acıdan zevk alıyor. Onu düzeltemezsiniz. Onu artık, bilemiyorum, yine siyaset ile hukuk düzeninize kalmış bir şey; idam mı edersiniz, hapse mi atarsınız, ne yapacaksanız yaparsınız. Ama düzelmiyor. Onun dışında, büyük çoğunluk, eğitimle düzeltilebilecek insandır.
Ruh, gerçekten manevî kaynaklı olaysa, maddenin etkileşmesinin sonucu değilse ve işin içine dini karıştırmak istemiyorsanız, din artık hayatımızdan çıksın diyorsanız, ne yapmak lazım? Bu durumda, insanı ve ruhunu maddîleştirmeniz gerekir. Bugün yapılan da budur. Amerika başta olmak üzere, onun öncülüğünde yürüyen Sermâyeci dünyanın yaptığı budur. Ruhu maddîleştirmek iki yoldan mümkün. Yine eğitim. Propaganda. Reklam yoluyla beyin yıkama hadisesi. Öbür ideolojiler de bunu yapmışlardır, gerek Nazism gerekse Komünism de bunu yapmıştır. Ama en başarılısı, uzun süreli olduğundan, Sermâyeci düzendir. Sürekli bombardıman altındasınız. Bu yüzden, doğayı yıpratma sürecinin dışına çıkamıyoruz. En basiti, kullandığımız ışığın lüzumsuzluğunu düşünelim. Kullandığımız suların israfını düşünün. En bilinçli, doğacı insanlar bile bunu yapıyorlar.
Reklam ile propaganda yönüyle ruhun maddîleştirilmesi olayı vardır. Daha ötesi, insanın biyolojik olarak belirlenmesi olayı vardır. Bütün araştırmalar, çalışmalar bu maksada yöneliktirler. Gen ve genetik mühendisliği, insanı temelden belirlemek, istenen belirli tipte insanı ortaya çıkartmak. Şu anda işte bu kopyalama işine gelinmiştir. Tabîî bundan daha sonuç alınmadı, yol uzun gözüküyor. Ömrünü, davranışlarını belirleyeceğim. Tepkilerini belirleyeceğim. Burada kaza ihtimallerini en aza indirmek isteniyor. 2001 Uzay Macerası filmi vardı, biliyorsunuz, harikulade bir filmi, Stanley Kubrick’in. Oradaki bilgisayarı düşünün. Bilgisayar bir anda bir karakter özelliği gösteriyor. Bu istenmiyor, bu olmaması lazım. Olduğu takdirde bu düzen yürümez. Bu düzenin de yürümesi hayatî bir olaydır, yoksa hepimiz aç kalırız, gideriz. Şimdi, bu saatten sonra, demin başta Ayşe Hanım olmak üzere benim bu umutsuzluğuma tepki gösterdiniz, sevimsiz buldunuz, karşı çıktınız, dediniz ki, bu şartlar altında çıkmayan candan umut kesilmez. Can, ruh demektir. Can olmadığı takdirde, artık ona umut beslemenin de lüzumu kalmaz. Bugün Çin’in nüfusu 1 milyar 300 milyondur. Çin, bu nüfusu beslemek durumunda. Kopyalanmış buğday tohumu kullanmak mecburiyetindedir. Bu ne yaratacaktır? Sadece tarım alanında değil, insan tabiatı üzerinde ne gibi etkisi olacaktır diyor muyuz? Hani bilim her şeyi biliyordu, her şeye cevap veriyordu? Çin’i bundan vazgeçiremezsiniz, kimseyi vazgeçiremezsiniz? Yarın Türkiye’de, belki şimdi de bu uygulanıyordur bu tür tohumlar. Aynı şekilde, Sibirya’da, yeni bir tohum ekilmek isteniyor, donmaya karşı. Orta Asya’da tarımı fazlalaştırmak, üretimi çoğaltmak, bilhassa pamuk üretimini çoğaltmak için dev sulama projeleri gündeme sokulmuştu 1960’lı yıllarda, Kruşçev zamanında. Orta Asya ve Aral Gölü bugün, kocaman bir gölden küçücük bir neredeyse pis kokulu birikinti haline getirildi. Demekki çözüm iki türlü mümkün. Ya maddî, ya da manevî. Ama manevî olanı bana çok uzak görünüyor. Gündemden çıkarılmış gibi. Kala kala, maddî şartlar kalıyor. Ben her yıl bana gelen birinci sınıfları gördüğümde bu ikinci yöntemin çok başarılı olduğuna da kaniyim artık. Tek biçimli insanlar çıkıyor. Monokültür insanlar. Aynı şeye gülen, aynı şeye üzülen, aynı şeye aynı tepkiyi veren. Bu yolda gelişme var. Bunun, Yirmibirinci yüzyılın temel gelişmesi olacağı kanısındayım.
HALİT REFİĞ:
Hayrettin Bey, siz çok ilginç bir deney yaşadınız. Dünyadaki doğal dengeler meselesi, ilk ortaya çıktığında, hatta bu mesele ilk defa dünya çapında söz konusu olduğunda, gerçi ilk olarak 1972’de Stockholm’deydi ama dünya çapında ses getiren 1992 yılında Rio Yeryüzü Zirvesi’ydi. Siz de orada bulundunuz. Orada sorunun dile getiriliş şekline şahit oldunuz. Teoman Bey’in bahsettiği ilgisizliklerin bir örneğini o tarihteki ABD başkanı George Bush’un bildiriyi imzalamadan Rio’yu terk edişini, bütün bunları yaşadınız. Bu karanlık tabloya rağmen, siz TEMA deneyine girdiniz. Siz, dünyanın içinde bulunduğu bu karanlık durumu ilk defa sarsıcı bir biçimde ifade eden Rio Yeryüzü Zirvesi’nden itibaren, bu geldiğimiz güne kadar, Türkiye’de bu konuda en dikkate değer toplu hareketlerin başında, önünde, içinde bulundunuz. Sizin yaptığınız çalışmaların bugün itibariyle bir sonucuna bakarsak, Teoman Bey’in umutsuzluğunu doğrular istikamette mi, yoksa Teoman Bey’e de umut verecek bazı gelişmeler elde edildi mi?
HAYRETTİN KARACA: Sorun varsa, çare de vardır. … … … … … O onu imzalayamazdı. Çünkü o oraya harp ve kimya sanayinin desteğiyle gelmiştir. Onu kaybetmek … Oğlu da böyle. Konuşmalarımda, bunun babası da Bush’tu diyorum. … çıkmamış. … … … … Şimdi olay bu. … … … … insan var bu dünyada. Bakın, dünyada, globalleşme süreci içinde, bir sürü karşıtlar var şimdi. Bunlar büyüyor mu, küçülüyor mu? Büyüyorlar. Seattle’da olan olay, biliyorsunuz. … … … İki sene sonra. … … … kırmadılar, dökmediler, uslu uslu oturdular. Ama toplantı yaptırmadılar. … … … Toplantıya mani olmak için canlarını ortaya koydular. Polisin müdahalesine hiç ses çıkarmadılar. Tevkif edilenler hemen usul usul gittiler. Bu olayı ertesi günü IMF’ye ve Dünya Bankası’na destek verenler de bu olayı yazmak zorunda kaldılar. Demek ki bir mesaj verilebiliyor. … … … … … ama görevi bize vermiş, insana vermiş. Peki bugünkü yıkıntıyı, tahribatı, bu zaptedilmez tüketim toplumunu … tüketmeden mutlu olamıyor insanlar. … … … Çare belli. … … … Yeni bir yaşam ahlakı, yeni bir tüketim ahlakı diyorum. Utanma diye bir kelimenin üzerinde duruyorum. … … … … … İnsan vicdanı hala var. Bu bitmedi daha. Çünkü dünyayı yaşanılır kılmak için uğraşanlar var bugün. Kime karşı? Sermayeye karşı. … … … … Nümayişler yapıyorlar. Var yani. Ben bu haftanın başında Ankara’da katı atıklar yahut atık su … … … bakanlığının müşterek düzenlediği … … … konuştular. … … … … … … … Şöyle bir sual … … acaba, dedi, siz uğraşıyorsunuz bu kadar, bir de kirleten öder diye bir yasa çıkarmışsınız ve sonuç almaya da gayret ediyorsunuz, acaba … … arttıkça daha çok mu kirletir dünyayı, daha az mı? … … … … huzura kavuştum artık. Ben bir hafta evvel iki tane gazete aldım tesadüfen. Üç magazin bir gazete alıyorum. Hürriyet, Milliyet Sabah, bir de Cumhuriyet. … … … … Kadın hakları, kadın hakları diyorsunuz ya… …. Ortaksınız şimdi. … … Sizi satarak, sizin üzerinizden geçiniyor. Acaba bugün çıplak kadın basmazsa tirajı ne kadar olur? Şimdi, eğer diyorum, geçen gün aldım iki tane gazete, bir tanesi Cumhuriyet. Beni her gün görevlendiriyor. Türkiye’nin sorunlarından, dünyanın sorunlarından … … … Bir de baktım, Hürriyet’i aldım … … Oh yarabbi. Bir kız varmış, o onu kaçırmış, ne olmuş falan… … … … Bütün sayfayı doldurmuş. Sağ tarafta bir hanım resmi var. Sol tarafta futbolcular var. Hiç başka bir şey yok. … … Ne güzel rahat ettim ya o gün. Allah razı olsun o gazeteden. Beni dünyanın meselelerinden kurtardı. … … … … … …
HALİT REFİĞ: Ben size bir soru yöneltmiştim. Gerçekten merak ediyorum, siz TEMA’nın kurulduğundan itibaren şu konuştuğumuz güne kadar yapılan çalışmalar sizin açınızdan umut verici sonuçlara vardı mı?
HAYRETTİN KARACA: Bunu bir devlet politikası halinde olmasını amaçladık … … … bir yere geldik. TEMA toplumu bilinçlendirdi. Hatta çok güçlü oldu. Silahlı kuvvetler, kaymakamlar, bakanlar, valiler, üniversiteler, profesörler, doçentler hepsi … … … 550’ten fazla temsilcimiz var. … … … Yavru TEMA’cıları kuracağız. İlkokul öğrencileri. Samsun’da bir gün … … dolaşıyorum. Bana, … … yoruluyorsun ama. Bak şimdi, bu yaşta yoruluyormuşum. Bu yavru TEMA’cılar seni beş dakika görmek istiyorlar, bizim büroya gelir misin, dediler. Tabii gelirim, dedim. Büroya gittik. Bir abla, bir abi, bana dediler ki size altı aylık faaliyetimiz hakkında bilgi arz edeceğiz. Ciddi ciddi böyle. … … … … … … … ondan sonra, ikincisi kalktı. … … … bir abla konuşuyor, bir abi … … olağanüstü bir hizmet. Daha iyisi olamaz. O çocuklar neler yapmışlar altı ay içinde. Bir uyanma var. Bir bilgilenme var. … … … … Peki, dediler, biz de senden bir şey istiyoruz. Çikolata mı isteyecekler, şeker mi isteyecekler diye bekliyorum. Yavru TEMA’cılar kurultayını kuracaksın, dediler. … … … … … sorunlarını tartışacağız ve sonuçları Türk ulusuna yayınlayacağız, dediler. Yani TEMA buraya kadar gelmiş. Ama amacı doğrultusunda daha … … bunu siyasi kadrolara kadar getirememişiz. Halkı bilinçlendirmiş ama Türkiye’yi yönetmeye talip olanlara anlatamamışız. Mera kanunu çıkmış ama tatbikat yok. Mera kanununun aleyhte değiştirmek için yasalar çıkartmışlar. 1950’den bu yana 24 tane orman yasası çıkmış, birisi belki ormanın lehine ama kalanının hepsi orman aleyhine. Kim çıkartmış? Benim vekalet verdiklerim çıkartmış.
HALİT REFİĞ: Az önce de söylediğim şeyi tekrarlıyorum burada. Batı kendisini zaten diğer toplumlardan ayırıyor. Batı, Samuel Huntington’ın Medeniyetler Çatışması adlı kitabında çok açıkça belirttiği gibi The West versus The Rest diyor, Batı, geri kalana karşı diyor ve kendini kendine ayırıyor. Bu ayrımda kendisine bir öncelik tanıyor. Önce ben istediğimi yapacağım, istediğimi elde edeceğim, sonra geri kalanların durumu ne olursa olur. Dolayısıyla Türkiye üstündeki, Türkiye’deki bugün temel meseleler, Türkiye’nin kendi içinden gelen meseleler, Türkiye’ye çıkan ithal edilen, empoze edilen meseleler.
Şimdi Ayşe Hanım, Amerikan orijinal NPQ’sundaki yazılar arasında kendi görüşünüze daha yakın bulduklarınız hangileri oldu? Görüşünü paylaşmadığınız, tamamen farklı düşündüğünüz yazılar hangileri oldu?
AYŞE GÖZEN: Mesela geri dönüşümsüzlüğün vurgulanması çok önemli. Ben de tamamen bu görüşteyim. Yani öyle bir kurumsal yapı oluşturulmalı ki, bu biyo-teknoloji tetkiklerinden yararlanmakta, bilim insanları geri dönüşümsüz bir şey yapamasın. Böyle bir kuralın konmasında yarar var. Mesela, AIDS aşısının bulunmasında genetik biliminin önemi. Bu çok önemli. Bugün AIDS’tan ölenlerin sayılarını vermiş bu makale, hangi makaleydi hatırlamıyorum. Çok büyük yararı olacak AIDS aşısının. Bunu da başka türlü bulmak mümkün değil. Ancak genetik bilimiyle bulmak mümkün. İşte bu genetik hastalıkları söylemiştim. Bilmiyorum burada bahsediyor mu? Yani genetik bilimiyle ilgilenirken ihtiyatlı olma prensibi, bu cartagena protokolünün de belkemiğini oluşturuyor. İsterseniz bu konuya daha sonra cevap veririm.
Bugün çok sıcak bir gündem var. Bu, daha önce tartışılmış şeylerin tekrar gündeme getirildiği bir sayı. Çok da cesaret göstermeleri de gerekmiyormuş. Ama bu gerçek, burada söylenenleri karalamıyor bence ve burada sadece şeyden de bahsedilmiyor, biyo-teknolojiden. Genelde bilimin öneminden bahsediyor. Ki, ben bilimin önemli olduğunu düşünüyorum. Ama bu, kimin tarafından kimin için kullanıldığı, tamam, bugün Amerika bilimde ileri ve kendi efendiliğini pekiştirmek, başkalarını köle yapmak için bilimden yararlanıyor, buna da katılıyorum. Bence bizim NPQ Türkiye’yi çıkarıyor olmamız da, şimdiye kadarki tartışma herhangi bir ülkede, herhangi bir entelektüel camiada yapılabilirdi, sizin dediğiniz gibi, vicdan sahibi Avrupalıların, Amerikalıların da bulunduğu. Bence, NPQ Türkiye olarak, Türkiye açısından bu gelişmelerin, özellikle biyo-teknolojideki gelişmenin öneminin ne olduğuna baksak, yani Türkiye’nin açısından ne olduğunu da biraz irdelesek belki daha ileri gideriz diye düşünüyorum. Dilerseniz o konudaki fikirlerimi söyleyerek başlayayım, sonra da bir tur atarız. Bilmiyorum, siz ne düşünüyor musunuz?
ÜLKÜ KARAOSMANOĞLU:
Ben zamanla kısıtlıyız diye düşünüyorum. Teoman Bey ve Hayrettin Bey’in bizim için ayırdıkları zaman sona erdi. Zamanla ilgili bir soru sorabilir miyim? Zamanın bu kadar bilincinde olmanın, her an hızlı bir tempo içinde ve gözümüz saatte yaşamanın müthiş bir yabancılaşma olduğunu düşünüyorum. Soyut bir kavram olan ve kendini doğal hayat akışı içinde hatırlatması gereken bu kavramın, çevremizdeki maddi bir nesneymiş gibi her an somut olarak dikilmesi, modernizmin temel payandalarından biri olan yabancılaşmanın da boyutlarını katlayarak büyümesi sonucunu doğuruyor ki, bu noktada doğallığın nereye kadar yitirileceği sorusu akla geliyor. İnsanoğlunun zamanla olan ilişkisindeki bu yapaylık, zamanın ‘gelecek’ parçasına nasl yansıyacak? İnsanın dün ve bugün zamanla olan ilişkisi gelecekte nasıl olacak? Teoman Bey ne dersiniz?
TEOMAN DURALI: (Bant kaydı yapılmamış.)
HAYRETTİN KARACA: Ben de kendi kendime bir sula sorabilir miyim? Hayrettin devam et, diyebilir miyim kendime?
ÜLKÜ KARAOSMANOĞLU: Tabii ki.
HAYRETTİN KARACA: Efendim, tövbekarlar var. Ben de … … tövbekarım. … … Kirletme, temizlemeye de uğraşma. Mesele bu. Acaba dünyayı kirletmeseler, bugünkü sermaye grubu, yaşayabilirler mi? Kirletmeden zengin olabilirler mi? Zengin olmanın yolunu … mu önlerine? Nerede duracak bunlar? Nereye kadar? … … 50 bin dolara mı çıkacak gayri safi milli hâsıla, 100 bin dolara mı? Hayır. … … Peki ama üretmeden gelemezsin ki oraya sen, kirletmeden gelemezsin ki oraya, tükettirmeden gelemezsin ki. Ne kadarı yeterli? How much is enough? Bunu bulun. Benim yaşamam için, bütün canlıların yaşaması için, benim ne kadar tüketmem lazım. Onlar yoksa ben yokum. Kendi bindiğim dalı kesiyorum. Lüks değil bu. Doğayı korumak lüks değil. Bu benim ihtiyacım, benim yaşama şartımın temeli bu. O halde bunun içinde bir ahlak vardır. Utanmak vardır. O kelimeyi yorumlayalım bakalım. Artık yeni bir tüketim ahlakına ihtiyaç var. Şimdi, tüketmeden zengin olmak mümkün değil. Dünyayı kirletmeden zengin olmak veya onlara göre… … … mümkün değil. Bugün dünyanın kirletilmesini önleyecek bir hareket var mı dünyada? Durdurabilir miyim ben bu gidişi? Var. İnsan vicdanı var. O halde benimle başlayacak bu. Beni kullanıyor bu, hala da beni kullanıyor. Bakın Türkiye’de gazeteler var. Arka sayfasında tam reklam var. Bugün bir gazetenin yüzde 35-40’ı reklamdır. Reklam almadan yaşayamaz. Yani demek ki, reklam ne demek? Tüket diyor, yok et diyor, sarf et, bitir diyor. Dünyayı kirletemezse, bitiremezse, iletişim yok. Az sonra, diyor televizyonda. Reklam değil, haber bülteninin içine giriyor. İlle tükettirecek. Durdurulamayan, frenlenemeyen bir tüketim canavarı var bugün. Bu olmadan, hiç mümkün değil. O halde benimle başlayacak. Beni kullandı, beni araç yaptı, beni kullanarak da dünyayı yok etmeye devam ediyor. Etmeyecek, efendim! Ne kadar ilan verirse versin. Dünyada geçen sene 450 milyar dolar dünyada reklama para verildi. Benden aldı, beni kullanıyor. Eskisini getir, yenisini al diyor. Beni kirlettirmeden, tükettirmeden gazete satamıyor. İş buraya kadar geldi. Yani gazete, basın, medya kirlettirmeden yaşayamaz hale geldi. Bugün bir köşe yazarımız 1500 dolar vermiş, şarap içmiş, yazıyor. Eğer o gazetenin sahibi, reklamları almasa, o adam şaraba nasıl 1500 dolar para versin?
Şimdi efendim, o halde yeni bir paylaşma düzeni diyorum ben buna. Dünyada nasıl yaşayacağıma ben karar vereceğim. Hükümetlerden, devletlerden, milletlerden bir şey beklemeyin. Bugün, Irak’a niye gelmiş adam, diyor ki, ben demokrasi kuracağım. Tamam, inandık. Ama harp inanılmayacak kadar çabuk bitmiş. Irak ordusu teslim olmuş. Ne olacak şimdi? Adam silahını tüketmek zorunda. Düşmanı olmadan yaşayamayacak durumda. 700 milyar dolardan 900 milyar dolara çıkmış silah üretimi. Ne işe yarar bu silah? Silah sanayi olmadan Amerika yaşayamaz, ekonomisini çeviremez. 450 milyar dolar silahlanmaya harcıyor Amerika’ya. Kime karşı? Biyolojik silahlar var ya, onları gömecek yer arıyor. Hiçbir eyalet kabul etmiyor. … … … … … satamıyor da. … … … Eskiden satıyordu. … … Niçin gömecek onları? … … … … Yenisini icat etmiş, daha güçlüsünü, eskisine ihtiyaç kalmamış. … … Amerika’nın içinde vicdan sahipleri var. … Bu çoğalacak. Yazmakla çizmekle bir yere gidemez. Bir hareket lazım. … … … Şikayet ediyorum. … … … Ama bir şey yapamıyorum … … Bu benim şahsi fikrim. Ben Kuvayı Milliyeci’yim, Atatürkçüyüm, ben bağımsızlık savaşçısıyım. … … … … ve ben eğer teknolojiyi kendim üretmedikten sonra ben bağımlı olurum. … … … Canavar gibi, pırlanta gibi bir gençlik geliyor. Ben onların sayesinde yaşayacağım. Yeni her şeyi ben bulacağım. … …nı ben bulacağım, en iyi tohumları ben üreteceğim. Her …de ben öne geçeceğim. Başka bir umut yok. Ben gençlere güveniyorum. Aralarında yaşıyorum. Canavar gibiler. Kendilerini adamışlar. Onlar geliyor. … … … Ben insana güveniyorum. Bana güveniyorum, sana güveniyorum, ona güveniyorum. Başka çaresi yok. Bizi idare edenlerin … yok … çünkü onlar birbirlerine destek vermek zorundalar. Bugün ben Amerika’ya destek vermeden yaşayamam. Bu hale gelmişim. … … Düşmanı olmayan bir Türkiye, olmadı mı? Oldu. Ben Balkan Paktı’nı kurmuşum, Sadabad Paktı’nı kurmuşum. … … Benim geçmişimde düşmanım yok. … … … Anadolu medeniyetinden benim yarattığım bu barış, dünya barışının da temeli olacak. Ama bana göre … toprak … Çünkü toprağı kaybediyorum ben, gücümü kaybediyorum. Bütün dünyada ama sadece Türkiye’de değil. Amerika tarım topraklarının yüzde 40’ını kaybetmiş. Buğday geleceğin en korkunç silahıdır. … … … Bugün yedi ülke var buğday ihraç edebilen. Onlara bağımlılar. … … … … … …
AYŞE GÖZEN: … ben Türkiye’nin bilim ve teknolojide kendisini güçlendirmesi gerektiğini düşünüyorum. Hiçbir şey olmasa, bu teknolojinin zararlarından kendisini koruyabilmek için kendini güçlendirmeli. Savunma bütçesine konan parayla araştırma geliştirme bütçesine konan paralar arasındaki dağlar kadar fark kaldırılmalı. Yani eğitime destek verilmeli. Bu gençler, Hayrettin Bey’in dediği gibi, bilimle ve teknolojiyle yoğrularak yetiştirilmeli ki, bu dünyada biraz sağlam bassınlar ve bu dünyada köle olmaktan kurtulsunlar. İkinci aşama, iyi bir dünya yaratmanın yolu da bilim ve teknolojiden geçiyor. Dolayısıyla ben Türkiye açısından bu bilimi ve teknolojiyi karalamanın özellikle çok zararlı olduğunu düşünüyorum.
TEOMAN DURALI: Birincisi, bilimi karalamam, çünkü yediğim ekmek. O zaten mümkün değil. İkincisi, bilim inanç yaratmaz. Aslında bilimle ilgili çok yanlış bir görüş var. Bilim ne dindir, ne ideolojidir. Bilme isteğimi karşılama sürecidir. Sistemli olarak bilgi ediniyorum. Bu edindiğim bilgiler, bazı inançlarımı pekiştirebilir, kimisini çürütebilir. Bilgiye giderken önce bir inancım var, biz buna varsayım diyoruz. Ve o inancı deneye sürdüğümüzde o inancımız ya destekleniyor ya da devriliyor. Ama her inancı da süremeyiz. Çok az inancı deneye sürebiliriz. Çünkü deney bize ölçü veriyor. Şu kadar ölçüde şu böyle olmaktadır, şu ölçüde bu böyle olmamaktadır. Ben sevdiğim insana beni ne kadar seviyorsun diye yaklaşsam bu saçma bir sorudur. Bunun deneyi mümkün değil. O halde, bizim inançlarımızın bilimin dışında kaynağı vardır. Onu söylemeye çalıştım hep. Bilimden kaynaklanmıyor inançlarımız. Çeşitli. Bunlar, toplumumuzda yer alan insanlara olan inancımızdan gelmektedir, toprağımıza olan sevgimizden gelmektedir. Bu hususu hiç açmadık burada; insan-doğa ilişkisinde insanın yeri yurdu ne türden bir rol oynamaktadır? Bu hiç getirilmemiştir gündeme. Oysa bu konu bugün çağdışı gösterilmektedir, kabul edilmemektedir, insanın yeri yurduyla olan bağlantısı. Tebessüm ediyorlar, nereden geliyor bu adam, hangi gezegenden inmiş, yurtmu kalmış dünya varken? En önemli inanç kaynağımız, aitlik duygusu. Nereye ait olduğumu bilmem lazım her şeyden önce. Kabile, aşiret, akraba kalmadı, millet siliniyor, aile ortadan kalkmış, ortada böyle rüzgâra kapılmış hazan yaprağı gibi savrulan birey var. Ne olduğunu, ne olmadığını bilmiyor. Ruh sağlığı, beden sağlığı gibi belli birtakım belirtilebilecek nedenlere dayanmamaktadır. Ruh sağlığının pek çok işâret edilemez etkeni vardır. Bu, keşfedilemeyen etkenlerden en önemlisi aidiyettir. Onun patlaması, onun dağılması insanı ortada bırakıyor. Korkular ortaya çıkıyor. Korkan insan teslim olur. Gelen etkilere derhal ellerini kaldırır.
AYŞE GÖZEN: Pardon ben anlamak için soracağım. Farklı bir ideoloji dediniz, alternatif bir ideoloji olarak. Alternatif ideolojide bir işçi sınıfı var. Yani ‘bütün dünyanın işçileri birleşin’ derken, nerede bunun yaşama şansı?
TEOMAN DURALI: Komünizm…
AYŞE GÖZEN: Uygulamalarını sormuyorum.
TEOMAN DURALI: Uygulamalarından bahsediyorum ben.
AYŞE GÖZEN: Ama uygulamaları çok başarısız oldu, ideolojisi yenildi.
TEOMAN DURALI: Orada yine, yani Marx’ın salt öğretisinde de bir aitlik duygusu var. Yerindedir, değildir, bunun tartışması yapılabilir. Oradaki aitlik duygusu, belli bir sınıf bilincidir. Belli bir sınıfa mensub olmak.
AYŞE GÖZEN: Evet. Dolayısıyla, bütün dünya işçileri birleşin.
ÜLKÜ KARAOSMANOĞLU: Koordinatları çok belli, net.
TEOMAN DURALI: Evet, belli, net.
AYŞE GÖZEN: Yani illa ‘benim ülkem!’ diyecek.
TEOMAN DURALI: O en somutudur. Tecrübe ettiğim, yaşadığım bir olayı aktarıyorum. Bunlar okumayla elde edilecek şeyler değil. Anılarının bulunduğu, doğduğu, büyüdüğü, alıştığı, gördüğü manzaranın insanı olabilmek. Ben deniz kıyısında doğdum, orada büyüdüm ve bütün gençliğim denizci olma hayaliyle geçmiştir. Çünkü benim manzaram, deniz, ufuk ve renk olarak da mavilik. Ben böyle bahtsız bir çağda doğmasaydım, mesela iki yüz, üç yüz yıl önce dünyaya gelseydim, kâşif olurdum, gemici olurdum. Bu, dayanılmaz bir tutkudur. Çocukluğumdan beri beni hep çeken, ayartan seyahat olmuştur . Halâ öyle.
Bugünkü çocuğun yöresi yok. Koordinatsız. O çocuk yirmi beş – otuz katlı binânın bir katında, dairesinde büyüyor. Bir şey görmüyor. Geçmiş bir tarihte ilahiyat fakültesinde, yine böyle bir toplantıda doğa yoksa din de bir şey ifade etmez demiştim. Allahı çocuğa neyle anlatacaksınız. Allahı anlatmak için çocuğun ekilmiş tohumdan çıkan fidanı, yeni doğmuş bir tay, bir kuzuyu görmesi lazım. Acıma, merhamet duygusu böyle oluşmaktadır. Hayatta en çok yaptığım şey, Hayrettin Beğe özellikle arzediyorum, fidan ekmek olmuştur. Bu da luzumsuzca yanan ışığı, boşa akan suyun musluğunu kapatmak gibi bir hastalık. Toprak gördüğüm her yere gidip bir şey ekmek geçer içimden. Bir hastalığımdan da bahsedeyim: Yaşlı ağaçları öperim. Böyle ulu ağaçlar gördükce, bunu bana güney batı Anadolu’da bir Tahtacı öğütlemişti. O gün bugündür, böyle sotadan yaklaşırım; hani yeni bir sapıklık türümü çıktı demesinler diye, ona yapışıp öperim. Öp ömür alırsın demişti. Bakalım nice ömür almışım, göreceğiz. Her neyse. Doğa yaşanarak sevilir. Doğada yaşanmadıkca, içinde bulunulmadıkca sevilemez. Niye seveyim ki? Görmediğim kadına aşık olmam gibi bir şey bu. O bir mucizedir. Bilimsel olmayan bir anlayıştır. Çocuğun mucizeyle yetişmesi gerekir. Saygı duysun, utansın diye. Utanma bir sınır koyar. Burada masaya çıkıp şıkır şıkır oynamıyorum. Utanıyorum. Yahut başka şeyler yapmıyorum. Kitap hastasıyım. Kitapçı dükkânına giriyorum. Çok elim gidip gelmiştir. Ama çalmaktan utanıyorsunuz. Kimden utanıyorsunuz? Bilmiyorum. Kendinizden, Allah’tan… Zaten aynı kapıya çıkıyor. Belirli mercinin, dünyevî bir kontrol merciinin dışında ne olursa olsun onu Allaha atfediyoruz. Budur insanı durduran. Şimdi, bu kontrol merciini sözünü edegeldiğim menhus düzen ortadan kaldırmak zorundadır, işini görmesi için. O halde, barışmaktan söz ediyorsanız ve Ayşe Hanım da Türkiyeden bir fikir çıksın diyorsa, benim aklıma başka fikir gelmiyor. Hâlihazır düzenin ortadan kalkması, devrilmesi lazım. Bu düzende doğayla barışmak, yeniden bütünleşmek imkânsızdır. Çelişkilidir. Söz konusu düzenin istediği, yeni insanın ortaya çıkarılmasıdır.Gidiş o yöndedir. Yeni bir insan ortaya çıkıyor. Bizim şurada edindiğimiz dertleri hiç düşünmeyen, böyle şeyleri aklına getirmeyen bir insan türü belirmektedir. Bu, ya psiko-pedagojik yöntemlerle üretiliyor ya da doğrudan doğruya biyo-teknolojiyle. Gidiş biyo-teknoloji olacak. Şu anda psiko-pedagojik olan yöntem giderek biyo-teknolojikleşecek ve insan üretilecek. Artık buna herhâlde insan diyemeyeceğiz. Yeni bir kavramın bulunması gerekecek. Bu iki şık dışında üçüncüsü aklıma gelmiyor. Gidiş, ikincisinde. Beni hep karamsar olmakla eleştirdiniz, gördüğüm manzara, harita bu efendim. Haritaya göre gidiyorum. Harita bana bunu gösteriyor. Ne olursa olsun, o haritaya şiddetle karşıyım. Onu kati suretle istemiyorum. O yüzden de, başlangıçta, fundamentalizmimi vurgulamıştım.
HAYRETTİN KARACA: (HAYRETTİN BEY’İN BU KONUŞMASINDA SÖYLEDİKLERİNİN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU ANLAŞILMIYOR.)
… … … … karşı duramazsın. Bunun çaresi var mı? Var … … 50’den fazla … projesi. … … Bir köye götüreyim sizi. Bolu’ya. … … Bu köylü, yedi sene evvel … … … … bir orman köyü olarak, orman idaresi o sene … … … ama esas… … … orman idaresi, tarım idaresi … … … bilim budur … … … … … kredi buldu, orta vadeli … … … yüzde … daha fazla fiyat istiyorlar … … … öğlen vakti kimseyi bulamazsın, çoluk çocuk herkes çalışıyor … … … KDV diyor şimdi köylü … … … para istemiyorlar, yardım için … … orman idaresinin yaptığı iyiliğe karşılık … … … bir benzinci var … … …
AYŞE GÖZEN: (Son söz)
ÜLKÜ KARAOSMANOĞLU: Orijinal NPQ’daki makalelerde, canlının manipüle edilmesi tehlikesine, genom projesinin sömürülmesine veya genel olarak kotrolsüz gelişen gen teknolojisinin insanlığa verebileceği onarılması güç tahribata karşı çizginin nereden çekileceği sorusunun yanıtını doğal olarak sistem içinden öneriler sunarak yanıtlar vardı. Genellikle bilgiyi yükselten bilimcilerin bilgiyi uygulayanlarla aynı olmadığını, cinin şişeden çıkma tehlikesine karşı tıpa görevi görecek olan bir Yüksek Komisyonun oluşturulabileceği gibi bir öneri vardı. Deneyimli bilim adamları ve filozoflar topluluğundan oluşması önerilen bu komisyonun BM bünyesi içinde görev yapabileceği ifade ediliyordu. Bizim bu toplantımızda bu tür önerilerle geleceğin kurtarılamayacağı konusunda fikir birliğine varılmış durumda. Ayşe Hanım ve Hayrettin Karaca, sistemin kendini ayakta tutabilmek için kendi yaralarını kendilerinin sarmak durumunda olduklarını ve çözümleri de bulmak durumunda olduklarını ifade ediyorlar. Bilimin insanlığın değil, çok uluslu şirketlerin hizmetinde olduğu sürece doğayla zorunlu olarak barışmalarının olmazsa olmaz bir zorunluluk haline geleceği dönemlerde de ölümü mü, öldürücü ‘kâr’ arzusunun vazgeçilmez cazibesini mi tercih edeceklerdir?
HALİT REFİĞ: Son sözümüz...
Kategoriler:
- Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
- 1813 okuma
Yorumlar
deryalı
Cum, 05/10/2007 - 20:06
Kalıcı bağlantı
RUŞEN KELEŞ VE TIRTIL FIKRASI
Bu olay gerçek ve yaşanmış bir hadiseden alıntıdır.Fıkralar yaşanmış olatylardan türer.
Ruşen keleş ve Tırtıl Fıkrası..........................
Ünlü "çevrebilim!" profu Ruşen KELEŞ' e derste bir öğrenci soru sorar.
Soru: Hocam ekosistemlerden tırtıl çıkarılsa ne olur?
Cevap: "Tırtılsız bir ekosistem olur" evladım..der Ruşen keleş.
Öğrenci bunun üzerine cevapı yapıştırır."FARKLI BİR EKOLOJİ" olur der.
(Sınıfta bir gülüşme olur.)
Ferdi
Pzt, 10/12/2007 - 23:47
Kalıcı bağlantı
Gandhi'nin iktisat tarifine
Gandhi'nin iktisat tarifine tasavvufi bir katkı olarak Mevlana "saman çöpü kadar rızkınız, dağlar kadar hırsınız var" diyor.
Cemil Meriç'se Hint'i anlattığı Bir Dünyanın Eşiği eserinde "Hint'in vedalarından yükselen ilahi nağmeler günüzümüzün makine gürültületi arasında nasıl duyulabilir?" diye sorar.
osman cengiz
Per, 17/01/2008 - 14:44
Kalıcı bağlantı
Bir Özgürlüğün Hikayesi
İnsanlar, çok eski tarihlerde, bu alemin sonluluğunu hazmedememiş ve sonsuzluk muhasebesinin esiri olmaktan korkmuştu. Akıl çekirdeğinde, sonsuzu tartmaya çalışan biçare çırpınışlar, sonunda bu büyük kabustan bir çıkış yolu buldu ve cömert, mazlum, hizmetkar buna rağmen hiç hesap sormayan bir tanrıya inandı: Doğa
Artık rahatlamışlardı. Bir taraftan özgürce, sonluluğun keyfini sürüp tanrısını zehirlerken diğer taraftan sonsuzluğun kabus dolu haykırışından kurtuldular.Güneş, üzerlerine doğarken, zalimlerin zulmünü kutluyor; ay, karanlık gecelerde güneşten arta kalan mazlumların ahını susturuyordu.
william2johns
Salı, 22/11/2011 - 20:12
Kalıcı bağlantı
Toyota Prius Steering Rack
Toyota Prius Steering Rack
The idea of "distributions" and "projects" doesn't appeal very much to me, at least if I am not sure that after installing that distribution I still have a standard Drupal installation with which i can do whatever I like. This is why I have never considered Open Publish or Tattler, at least not for flexible projects that need customization. Perhaps if I had one specific project (like an online journal) and I found a perfect distribution for my project I would use it, but not as a customizable solution for a varied community...
machen
Pzt, 31/10/2011 - 02:21
Kalıcı bağlantı
AVCHD Converter is een
AVCHD Converter is een fantastische HD-converter programma voor alle High-Definition-video liefhebbers. AVCHD ConverterAVCHD Editing SoftwareAVCHD to HD MPEG ConverterMet deze professionele AVCHD software, kunt u eenvoudig omzetten naar AVCHD video-en audioformaten. Convert M2TS to AVI FilesConvert M2TSBovendien bent u ook toegestaan om HD-video's genieten op de iPod, iPhone, Apple TV, PSP, PS3, Xbox, mobiele telefoon met dit AVCHD Video Converter.
ccocoo
Cts, 05/11/2011 - 06:44
Kalıcı bağlantı
Coat could be the that the
Coat could be the that the cover period is definitely limited north face discount sale this box is definitely free, restricted bracelet cuffs and restricted downswing. Coat could be the meaning associated with shortness north face fleece sale It can be this limited apparel which usually women and men can wear discount north face jackets Leather coats are the common gown inside contemporary period discount north face. For the reason that styles are usually gentle, eye-catching, vigorous and energy source, it can be popular by broad males and females north face store. Because enhancement associated with coat, this methods of trend are in 1000s of postures north face online. Various periods, various polity and economic natural environment, various event, numbers, a long time and employment opportunities, this methods of coat hold the fantastic have an effect on The North Face On Sale. Leather coats is usually divided towards some classes via functions: this uggs on sale because do the job apparel, this coat as informal apparel, this coat as ceremonial dress ugg boots sale. This typical associated with gentle and relaxed identified it is energy source inside contemporary period cheap ugg boots sale. Using the immediate improvement associated with contemporary knowledge and know-how uggs outlet, folks components residing regularly acquiring, the dress components are usually switching quickly ugg bailey button. Leather coats should be the same as some other apparel types ugg cardy sale, and leather coats effective on the planet. This north experience leather coats are usually favorite having broad customers. The purchase price is definitely rather excessive.
nameman
Cum, 11/11/2011 - 01:39
Kalıcı bağlantı
Cheap UGGs Online
It aswell UGG Boots Clearance Sale does not admission handles, so that it can abandoned go straight. But the man was not annoyed and he capital to accomplish the adventure added easily, so in Cheap UGGs Online 1839, the aboriginal bike fabricated of metal and with handle and pedals was invented.
albertjersey
Cum, 11/11/2011 - 03:57
Kalıcı bağlantı
Replica Antonio Cromartie Jersey
Authentic LaDainian Tomlinson Jersey, Premier Donald Brown Jersey, Jeff Saturday Authentic Jersey, Official Donald Brown Jersey, Authentic Matt Cassel Jersey, Replica Antonio Cromartie Jersey, Premier Antonio Cromartie Jersey, wholesale jerseys china, wholesale jerseys, Reggie Wayne Authentic Jersey, LeGarrette Blount Jersey Authentic, Tim Tebow Authentic Jersey, Authentic Texas Rangers Jersey, Premier Dwight Freeney Jersey, Authentic Josh Hamilton Jersey, Official Dwight Freeney Jersey, wholesale jerseys china, Replica Dwight Freeney Jersey, Authentic Kevin Kolb Jersey, wholesale nfl jerseys free shipping, Shonn Greene Authentic Jersey, Authentic Jeff Saturday Jersey, Official Antonio Cromartie Jersey, Matt Cassel Authentic Jersey, Authentic Tim Tebow Jersey, Kevin Kolb Authentic Jersey, LaDainian Tomlinson Authentic Jersey
pjx11
Paz, 13/11/2011 - 06:18
Kalıcı bağlantı
Dr Dre Beats
It wired with tangle free Beats By Dre Sale , includes touring case, MonsterBeats By Dre . Fashion StormBeats By Dre Deutschland Beats Solo HD is the right Beats Headphoneswhich is a real music lover searching forBeats By Dr Dre In Earsale online focus on supplying the vivid voice for the people who are crazy about music. Beats By Dre In Ear sale online This high technology products enjoy a large acceptance all over the world. Firstly, Beats By Dre In Ear established with the high technology as well as the costly materials which ensure it become Dr.Dre Beats Besondere In Ear for sale and retain them enjoy a stylish outlook. High performance Cheap Beats Headphonesfor sale it will supply a quiet environment by designed with the powered Beats On Ear Edition to cuts the exterior noise, as well as the spacious earcups to provide you the added space to possess a Neuen Stil Beats By Dr Dre . Nowadays, choose a wonderful headset is necessary because of listen to music is the most ordinary things. We are sure that ourBeats Tour for sale online New Style Beats By Dr Dreshop will provide you with the most fantastic headset. High quality in big discount promotion now.Fast Free Shipping to your door worldwidely!Welcome to Vistie Beats By Dre Besondere On-Ear Auflage
dftesrrer
Pzt, 28/11/2011 - 01:56
Kalıcı bağlantı
Sofia Coppola
Designer handbags are something that women would love Cheap Louis Vuitton to splurge on. But if there isn’t enough money for that then the wholesale designer inspired handbags will have to do. While Damier Geant Canvas one of the wholesale handbags New York, remember that whatever you choose should match your personality. Make sure that you shop at a site that sells good quality wholesale Damier Graphite Canvas and purses. Wholesale scarves New Utah Leather too are getting to be pretty popular as they can change the whole look of your outfit so that you can save on buying a new outfit altogether. You can wear one round your neck, your waist or even use one to tie your hair up in a pony Taiga Leather.Because of the growing demand of wholesale designer inspired handbags there are many stores online that are selling cheap handbags and cheap Nomade Leather. You can shop any time of the day or night now at your own convenience. A handbag tells a lot about a woman’s personality. It can change your entire look. There are plenty of wholesale handbags and Alexander McQueen Shoes to choose from whether you are looking for formal Spring Summer 2010 for a dinner party or one of the fashionable bags that you can carry on an outing. There is many a New York handbag wholesaler who can give you great Spring Summer 2011.So if you are looking for wholesale handbags and purses , take a look at the wholesale designer inspired handbags right here; there are beautiful pashmina scarves wholesale Fall Winter 2010.We are all aware that the handbag industry is a Big business. Usually these handbags like Prada, Gucci, Coach, 2009 Collection, and many others, all requires a lot of fortune before you can own a single piece of them would cost about a thousand dollars per piece.Chinese replica Sofia Coppola are growing popularity day after day. Replica coach handbags wholesale are cheaper than the original ones. We know Chinese manufacturers produce their replica handbags copying the originals very Prefall 2010.
juanjuan
Per, 01/12/2011 - 08:07
Kalıcı bağlantı
Romantic not to mention
Romantic not to mention antique utilizing hairstyling, the modern You may go along with a leap chopped neck area or may well be placed for the reason that day to day attractiveness without having to just organised at bay extra formal or scarce occasions. Nicely, there are plenty of advantages of all the If you are searching for something to get a fellow day by day that will be surprising. A few words details in regards to the type For case, this sort of tiffany mind necklace aroun.In terms of the jewellery with the someone special, the beautiful For case, this sort of tiffany mind necklace aroun is one with the most suitable choice. Searching for a tiffany hoop that is to be perfect for all the time isn't very difficult. Your first point of For model, a real tiffany mind diamond necklace wi is considered the person's attitude. Genuinely does the girl adore basic or maybe quiet styles? Will be the girl any For occasion, this tiffany cardiovascular system d of human that likes to get noticed and additionally may likely decorate to generate focus? Or possibly You go along with a bounce cut fretboard maybe a w jane is someone that wants to select the woman temper, she'll get really sunny and bright one particular For circumstance, a real tiffany cardiovascular sy day then reluctant plus reserved your next. Despite whatever model of individuality any ladylove Tiffany ring seem to be most in-demand globally, R comes with you'll be likely to obtain a tiffany engagement ring that can physically fit your ex design and style They would definitely develop a most suitable choi and also design and style desire.
aatt00225
Cts, 03/12/2011 - 01:26
Kalıcı bağlantı
Best Uggs On Sale with high
Best Uggs On Sale with high quality, fashion Ugg Boots Sale with cheap . Various Ugg On Sale by the best ugg outlet. Uggs clearance uk have ugg boots, they are cheap, ugg boots clearance uk have freeshiooing and half discount. Cheap ugg boots sale on UGGs Outlet, the best UGG Outlet you should come and buy fashion ugg boots from. Cheap ugg boots on sale on UGGs Outlet, the best UGG Outlet you should come and buy fashion ugg boots from.
yezi
Pzt, 05/12/2011 - 08:21
Kalıcı bağlantı
uggs on sale
Providing you with fantastic uggs on sale at discount reasonable prices! We welcome you to visit our Retailuggboots.com store and purchase online! Our luxury ugg boots outlet are welcomed by many clients from many countries. Made from genuine twin-face sheepskin, it shares you the feeling of comfort and warmth perfectly. Just like ugg boots sale,ugg slippers and UGG Australia Highkoo II which is made by superior sheepskin with suede toe and heel guards. Welcome to Retail UGG Boots, discount ugg boots your best choice. Giving you the feeling of ideal princess, all Ugg Accessories are the most suitable for cold winter wear. You can receive the items that you purchased from us within 5 to 7 business days after your payment. We will do our best to satisfied customer and we are glad to solve customers problem on purchasing. Hope you enjoy shopping with us. Any question, please do not hesitate to Contact Us.
machen
Çar, 07/12/2011 - 03:50
Kalıcı bağlantı
vlcconverter
What's more, VLC till MOVthis VLC converter has a strong edit function,
VLC till MP3VLC till WMAyou are able to adjust video image, split video and crop video, merge and snapshot are also supported. It is the one you never can miss. VLC omvandlare för Mac
happyness
Cum, 09/12/2011 - 09:10
Kalıcı bağlantı
hermes birkin
hermes birkin is a high end fashion house deals with men’s wear, women’s wear, fragrances, handbags, watches and other stuffs. The brand is renowned for its fantastic hermes bags and luggage which have many fans over the world.It’s incredible that the company does not use assembly lines to produce its hermes birkin bags. In fact each and every bag by the brand is hand made by only one craftsman. It’s rare nowadays. It often times take 18-24 hours to produce one single hermes birkin handbags. The materials from which these Hermes Birkin 35cm are made come from all over the globe.Hermes Birkin 40cm by the brand are very popular among people regardless of their rather high price.Some people do not want to spend too much on a bag even though they like the styles of Hermes Birkin 25cm very much. So they just gofor hermes handbags replica instead. Those replicas are also able to offer good quality. What’s more, they are sold at much lower price.
william2johns
Çar, 14/12/2011 - 11:11
Kalıcı bağlantı
Air Conditioner Condenser
Air Conditioner Condenser
Thats the problem, its supposed to be there, but it no longer is. This is the last grave I have to get and I am trying to get my guildies to get thiers as well so we can take this lair down. I imagine it will be fixed sometime in the next 1-3 months
zuihou
Cts, 10/12/2011 - 01:40
Kalıcı bağlantı
puma shoes
puma shoes
BCs first three hundred years
puma store
after Jesuss birthday is celebrated on
puma online
different days. 3rd century AD,
puma shoes uk
before the writers want to be in
lisseur ghd
the Vernal Equinox Day Christmas Day
lisseur
up and down. Until the mid-3rd century AD,
lisseur ghd pas cher
Christianity was legalized in Rome,
tory burch shoes
the Bishop of Rome AD 354 Julian
tory burch
calendar designated December 25
tory burch outlet
as the day Jesus was born.
tory burch sale
Christmas date with the current Annals
uggs outlet
of BC created are inextricably linked.
ugg outlet
Annals BC created in
cheap ugg boots
and later on Christmas Day by the
ugg boots outlet
Gregorian calendar, that is,
authentic louis vuitton
BC Annals of the calendar to determine,
louis vuitton black
according to the calendar date
louis vuitton outlet
to assume that time is divided into
louis vuitton wallet
BC (before the birth of Jesus Christ),
discount coach
and AD (AD is the Latin abbreviation
coach bags
meaning with our Lord - Jesuss).
coach outlet
Later, though it is generally accepted
online coach
Church on December 25 for Christmas,
coach outlet
but because of the local churches use
cheap coach
a different calendar, specific date
coach store
can not be unified, so he took Dec.
coach online
24 to the second year on January 6 as
coach handbags
Christmas Festival period
coach canada
(Christma
Christmas atmosphere in China (7)
coach outlet store
s Tide), the local churches according
discount coach
to local conditions in this section
coach handbags
within the period of celebrating Christmas.
coach handbags store
December 25 is the Roman emperor
coach bags
Aurelius in 274 AD to celebrate
coach store
the good designated the official
coach outlet
celebration of the Roman Empire and Iran,
louis vuitton online
the Syrian sun god sun god Mitra Su Liye
louis vuitton bags
holiday Dies Natalis Solis Invicti (meaning
cheap louis vuitton
invincible sun birthday) this continued until
fake louis vuitton
the Christmas holiday was designated as
coach outlet
the state religion of Christianity after
coach outlet online
being banned. Syria is the Roman sun god
coach outlet store
worship the first country Wangan
coach outlet store online
Dong Ninu Si (Marcus Antoninus)
louis vuitton bags
cited Ruguluoma Empire also replaced
louis vuitton handbags
the main god Jupiter, king of good times
louis vuitton purse
in the Ole become a national holiday.
louis vuitton purses
This day is to celebrate the rebirth
Doudoune Moncler
or return of the sun, because that
Doudoune Moncler Femme
day is the shortest day of the date of the year,
Doudoune Moncler homme
with the Chinese concept that refers to
moncler pas cher
the Roman calendar the Winter Solstice Festival.
ugg boots
After that day,
ugg uk
the day will
ugg sale
the worship of the pagan sun god are this day as
ugg gloves
the spring of hope, the beginning
juicy couture uk
of the recovery of all things.
juicy couture
At the same time celebrate the return
juicy couture bags
of the sun that day in the world as an
juicy couture tracksuits
important festival of different cultures
juicy couture outlet
are celebrated.
juicy couture handbags
of culture, this day have become the
juicy couture sale
personification
juicy couture bags
the day after. To take advantage of
louboutin shoes
the early Christian
christian louboutin shoes
but also trying
christian louboutin sale
to Christianize the
christian louboutin outlet
pagan customs, put the
ugg boots outlet
birthday of Jesus specified
ugg outlet
in the day. So remove the
ugg sale
imposition of religious
ugg boots sale
significance, Christmas
uggs nederland
Day is actually the Wests
uggs online
winter day.
uggs online bestellen
The existence
uggs kopen
the 5th century BC,
ugg boots outlet
holiday that day,
ugg outlet
of the sun god
ugg sale
of the sun was born
ugg boots sale
gradually become longer,
pjx11
Per, 15/12/2011 - 01:36
Kalıcı bağlantı
Beats By Dr Dre
Beats By Dr DreKobe Bryant From the Los Angeles LakersBeats By Dre AustraliaLeBron James From the Miami HeatBeats By Dre HeadphonesDwyane Wade From the Miami HeatDr Dre Headphones AustraliaTracy McGrady From the Atlanta HawksBeats By DreYao Ming From the Houston RocketsBeats By Dre kopfhörerYi Jianlian From the Washington WizardsBeats By Dre DeutschlandCarmelo Anthony From the New York KnicksBeats By Dr DreChris Paul From the New Orleans HornetsBeats By DreKevin Durant From the Oklahoma City ThunderDr Dre BeatsDirk Nowitzki From the Dallas MavericksCheap Beats By DreJason Kidd From the Dallas MavericksCheap Beats By DreTim Duncan From the San Antonio SpursBeats By Dre CanadaDeron Williams From the New Jersey NetsBeats By Dre SaleDwight Howard From the Orlando MagicBeats By Dr DreKevin Garnett From the Boston Celticscasque beats by drePaul Pierce From the Boston Celticsfrance beats by dreRay Allen From the Boston Celticsbeats by dreDerrick Rose From the Chicago Bullsdr.dre casqueLuis Scola From the Houston RocketsNew Style Beats By Dr DreKevin Lowry From the Houston RocketsBeats By DreChuck Hayes From Sacramento kingsNew Style Dr Dre BeatsAllen Iverson 76 people from PhiladelphiaNeuen Stil Beats By DreCarl Landry From the New Orleans HornetsBeats By Dre zum verkaufenSteve Nash From the Phoenix SunsBeats By Dre HeadphonesManu Ginobili the San Antonio SpursNew Style Beats By Dr Dre HeadphonesTony Parker From the San Antonio SpursBeats By Dre HeadphonesMarc Gasol From the Memphis GrizzliesBeats By Dre StudioPau Gasol From the Los Angeles LakersBeats StudioLol Deng From the Chicago BullsBeats By Dre Studio HeadphonesDanny Granger From the Indiana pacersBeats By Dr Dre Studio HeadphonesRussell Westbrook From the Oklahoma City ThunderBeats By Dre StudioLaMarcus Aldridge From the Portland Trail BlazersDr Dre Beats StudioRudy Gay From the Memphis GrizzliesBeats By Dr Dre StudioMike Conley From the Memphis GrizzliesBeats By Dre ProZach Randolph From the Memphis GrizzliesDr dre Beats ProKevin Martin From the Houston RocketsDr Dre Beats Pro HeadphonesCourtney Lee From the Houston RocketsBeats By Dre Pro HeadphonesLamar Odom Beats By Dre In EarShawn Marion From the Dallas MavericksCheap Beats By Dre SoloRudy Fernandez From the Dallas MavericksBeats SoloRichard Jefferson From the San Antonio SpursBeats Solo HeadphonesRajon Rondo From the Boston CelticsBeats By Dre Solo HeadphonesJermaine ONeal From the Boston CelticsBeats By Dre ProAmare Stoudemire From the New York KnicksDr Dre Beats ProChauncey Billups From the New York KnicksBeats By Dr Dre ProElton Brand 76 people from PhiladelphiaBeats By Dre Solo HDAndre Iguodala 76 people from PhiladelphiaBeats Solo HD zum verkaufenEvan Turner 76 people from PhiladelphiaDr Dre Beats Solo HeadphonesAntawn Jamison From the Cleveland CavaliersBeats By Dre Solo HeadphonesKyrie Irving From the Cleveland CavaliersBeats By Dre On EarRashard Lewis From the Washington WizardsBeats In Ear HeadphonesAndray Blatche From the Washington WizardsBeats By Dre In EarJohn Wall From the Washington WizardsBeats By Dre In EarJaVale McGee From the Washington WizardsDr Dre Beats In Ear HeadphonesJosh Howard From the Washington WizardsBeats By Dre In EarGilbert Arenas From the Orlando MagicBeats By Dre SoloHedo Turkoglu From the Orlando MagicDr Dre Beats SoloJoe Johnson From the Atlanta HawksBeats By Dr Dre SoloJosh Smith From the Atlanta HawksBesondere In Ear AuflageAl Horford From the Atlanta HawksBeats By Dre On EarDavid Lee From the Golden State WarriorsBeats On Ear HeadphonesMonta Ellis From the Golden State WarriorsBeat Solo HDMarcus Camby From the Portland Trail BlazersBeats By Dre Solo HDGerald Wallace From the Portland Trail BlazersDr Dre Beats Solo HDRaymond Felton From the Portland Trail BlazersBesondere On Ear AuflageJordan Hill From the Houston Rockets
love651
Per, 15/12/2011 - 08:48
Kalıcı bağlantı
wholesale designer bags BCs
wholesale designer bags BCs first three hundred years
wholesale designer handbags before the writers want to be in
air max tn different days. 3rd century AD,
nike shox nz the Vernal Equinox Day Christmas Day
cheap puma shoes as the day Jesus was born.
super street Annals BC created in
puma men shoes Gregorian calendar, that is,
wholesale puma shoes Christmas atmosphere in China (7)
men gucci shoes the good designated the official
gucci mens shoes the Christmas holiday was designated as
louis vuitton wallets calendar designated December 25
Donna2090
Pzt, 19/12/2011 - 03:18
Kalıcı bağlantı
Coach Outlet Online for 2012
Coach Outlet Online for 2012 Thank you for yourself getting time to Coach Purses Outlet take place our cheap coach purses! There undoubtedly are a assortment of of Coach Factory Online accessible for yourself now within our Coach Factory. Coach Outlet Online provide you attitude as well as the elegance that Coach Factory just have lengthy been looking for. coach handbags outlet have types of Coach bags on Coach Outlet,Coach Outlet Online Store, stylish and considerable quality Coach Factory Outlet, Our Coach Factory Online on the net are well-known all Coach outlet online greater compared to world and our Cheap Coach Handbags with superb selections and extremely cut-throat prices Coach Outlet! These Coach Outlet Store Online can grant you the probability to Coach Factory Outlet indulge within world of luxury, elegance and fashion Coach Factory Outlet. louis vuitton handbags outlet is why Coach Outlet is perceived as to turn out to be amid probably the most advantageous makers of institution gucci backpack. These delicious colours Coach Factory Outlet is certainly to purchase for the Coach Outlet Canada chic and stylish operating ladies Coach outlet store online there. The fast and friendly Coach Factory Online organization will make you possess a pleasant buying know-how here Coach Factory Outlet Online! Coach Outlet Online in circumstance you have any problems about our Coach Factory Outlet Online or products, Coach Factory Outlet please really feel certainly free to make Coach Outlet Online contact with us at any time Coach Outlet Online. In current years, Coach Factory Online continually improve traditional type of Discount Coach Handbags American conventional to draw inspiration as well as the integration of modern day Coach outlet online American style, Coach Outlet deducing the conventional and standard excellent balance Coach Factory Outlet Online. As all of us know, Coach Factory Outlet Online are amid probably the most well-known coach factory outlet and luxury discount coach purses name of handbags with best excellent quality and stunning design throughout the world coach factory outlet. Coach Factory Online are invariably well-liked within of the style empire coach factory not just for its reasonably appropriate cost coach factory outlet online, but at the same time for its coach factory outlet exceptional coloring and fashion coach factory. Currently, coach outlet online are you currently currently hold on confusing of coach outlet option on Coach Bags? If that's the case, the subsequent coach outlet store online new arrives of coach outlet online within coach outlet online store possibly can solve your problem. Coach Outlet buying the beautiful Coach Bags coach factory outlet store may be an gratifying and thrilling experience, within event you go toward precise coach factory obviously. Coach Factory Outlet exclusive design and style is certainly and so Coach Factory, I wish you are in a location to acquire a good offer extra thing to consider toward stylish Coach Factory Online. Coach Factory is truly a handbag destination for women that adore design. Coach Outlet tend to be among finest style strikes associated with these days! The superior quality of Coach Bags helps lead to their popularity and also to record sales.
king000
Çar, 21/12/2011 - 05:40
Kalıcı bağlantı
cheap nfl jerseys Really
cheap nfl jerseys Really good
discount coach bags Well I'm going to this
coach bags outlet Go to other stores
coach handbags outlet This piece of fancy
coach outlet In my heart
coach outlet online Only have feelings for you
replica designer handbags Friends pay back the money
coach bags on sale We all have money
cheap coach handbags Notepad
nfl jerseys suppliers Do not walked
cheap nfl jerseys I introduce you to
breesjersey
Çar, 28/12/2011 - 05:51
Kalıcı bağlantı
Denarius Moore Jersey Authentic
"It is Maurkice Pouncey Authentic Jersey patently and totally falseOur goals are win thedivision, get a home playoff game and give ourselves a chance to gofrom there Now he has 80 catches, 1,101yards and eight touchdowns through 13 games this season The Panthers were also the first opponent to reach 20 points on Houston's home field since the Texans lost 25-20 to Oakland in Week 5 They'll try to take another against theiroldest rival on ThursdayUndaunted, Webb marched the Vikings 72 yards in six plays,hitting Percy Harvin Official Darren McFadden Jersey for 36 yards over the top and 9 more for thewinning touchdown He believes in himself, so we believe inhimJust as the Packers wanted Rodgers with the ball at the end ofthe game last week, the Giants want Manning with the ball atthe end of the game Sunday night at Cowboys StadiumZamberletti is in the team's Ring of Honor"We never felt like we were a 0-7 team, receiver Brian Hartline said"We had everything going there, dictating what they could do ondefense and we had something going," coach Raheem Morris said2percent "We just go week-to-week"We're going to James Starks Authentic Jersey try to play within the rules"Stand around, talked, through footballs a little bit," Roethlisberger said, "just wondering how this happens at a professional stadium He added 36 rushing yards on seven carries and was actually held out of the endzone on the ground Seattle's defense allowed 172 yards in first quarter to Washington and 416 for game after giving up just 185 total a week earlier vsTo Ryan managing the game and making the requisite throws Please note that ATS means "Against the spread "I'm on track"Our game plan every week is to get heat on the quarterback and make him make mistakes," said the Seahawks other Marques Colston Authentic Jersey defensive end, Chris Clemons, who had two sacks Browns QB Colt McCoy won't play Sunday at Arizona because of a concussion suffered in the Week 14 loss at PittsburghEven if you don't hear Raiders Darren McFadden Jersey much about it Anything that happens after the whistle is strictly a selfish playBobbie Howard recovered the onside kick and, three plays later,from the Browns 34, Matthews flung a Hail Mary into end zone Victor Cruz of the Giants, undrafted in 2010, is a perfect example Manning wouldn’t have to carry as much of the offensive load like in IndianapolisMaybe he won some people overThe Saints have a plethora of Mike Wallace Authentic Jersey talent at the skill positions and one of the NFL's top-three quarterbacks To fill the right tackle spot, they had to move TManning, however, hit Ballard on an 8-yard scoring pass with 3:14 left and Brandon Jacobs scored on a 1-yard run with 46 seconds to go after the Giants defense forced a three-and-out by Tony Romo and the Cowboys His teammates seem to elevate their performances accordingly, while opposing players succumb to the stress"Crennel has made it clear that he wants to be considered for the permanent(backslash)job once the season ends, regardless of whether the Chiefs somehowreach the playoffsBut World War II was on,and they were digging up bodies to find guys toplay He was reluctant to throw deep, and theoffense lacked life and rhythm while he was in thereLinebackers coach Reggie Herring made the defensive callsSunday, but the Texans could not generate a turnover in a game forthe first time this season WR Nate Washington (left ankle), DE William Hayes (groin), LB Gerald McRath (left knee/ankle) and LB Patrick Denarius Moore Jersey Authentic Bailey (hamstring) did not practice But the Jets offense is a Calvin Johnson Authentic Jersey worse matchup for the Eagles D What normally constitutes consideration for a suspension from the league office depends whether an incident happens in or out of a football contextThe pass to Schilens came on 3rd-and-3 at the Lions' 48, andPalmer slightly overthrew Schilens down the right side" The 29-year-old Leonhard was placed on injured reserve Monday, a day after he was hurt after making an interception in New York's 37-10 win against Kansas City "It gave us a wake-upcall Their game against Louisville on Oct Receiversalways receivers2 That after he played two games with a bulky cast on his hurt hand Raiders safety Michael Huff (ankle) is inactive He needs a ring to be considered for the same tier as Green Bay's Aaron Rodgers, New England's Tom Brady, Indianapolis' Peyton Manning, New Orleans' Drew Brees and Pittsburgh's Ben Roethlisberger He's unhappy with his doubters and critics – fans and media alike – and wasn't afraid to show it The Jaguars actually looked Maurkice Pouncey Jersey Authentic like a real-life NFL team last weekend versus Tampa Bay, but beating the 2011 Buccaneers is more like beating the Washington Generals than an actual NFL contender Williams has the talent and matchup this week "We'll see what they do Gruden, in my opinion, will always listen, but it would likely take a huge offer and an ideal situation to pry him out of the Monday Night Football booth – at least for another year 18 at Eagles 4:15 DecAlso Tuesday, the team waived safety Kyle McCarthy andlinebacker Derek Domino, who had been on Denver's injured reservelistBlog network: NFL NationPolamalu left last week's win over Kansas City with concussion-like symptoms Denarius Moore Authentic Jersey while Woodley hadn't played since straining his left hamstring in a win over New England on Oct Somehow the Colts lost Peyton Manning for the season and suddenly can't win squat after being regular playoff contenders for a decade Seattle's defense allowed 172 yards Authentic Deion Branch Jersey in first quarter to Washington and 416 for game after giving up just 185 total a week Johnny Knox Jersey Authentic earlier vs It's going to take any rookie, whether be it Anthony Castonzo or anyone else, one good year to get their feet underneath them Injuries, however, forced Webb into action in Week 16,when he outplayed James Starks Jersey Authentic Michael Vick and the playoff-bound Eagles insnowbound Philadelphia Calvin Johnson Jersey Authentic to lead the Vikings to a 24-14 nationallytelevised victoryBy then, the Colts figure they'll have all the information they need A favorable schedule does help — playing vs" Tagged: Lions, Raiders, Chaz Schilens, Darrius Heyward-Bey Saints 42, Vikings 20: Drew Brees shreds depleted Minnesota secondary UpdatedDec 19, 2011 5:27 AM ET RECAP: The Vikings realized they were doomedafter recovering a pair of fumbles inside the Saints' 30-yard linein the first half only to lose 10 yards combined on the futiledrives and settle for field goals, inviting the bloodbath everyonepredicted at the Metrodome Eagles" fundamentals: Sounds almost too simple to talk fundamentals with a pro team, Johnny Knox Authentic Jersey but watching the Eagles this season, this is a major Mike Wallace Jersey Authentic issueA six-time Pro Bowler with the Eagles, McNabb has struggled in two Authentic Troy Polamalu Jersey seasons since leaving Philadelphia 22-Conference championshipsJan Impressive win SPREAD - Tampa Bay 4-8; Jacksonville 3-8-1SERIES RECORD - Jaguars lead 3-1LAST MEETING - Jaguars beat Buccaneers 24-23, OctThe other option is to punish the Browns as an organizationFor one, if Johnson exhibits such Authentic Devin McCourty Jersey self-aggrandizing and juvenilebehavior when he's Troy Polamalu Jersey earning close to minimum salary and looking forthe deal of a lifetime, how will he act when he becomes a wealthyyoung man? Will he be even more emboldened to say and do outrageousthings? Will he stay hungry and work as hard?And how good is he, really? Can the Bills Marques Colston Jersey Authentic find a less expensive way tofind 80 catches and 8-10 touchdowns a season? Coach Chan Gailey hasgotten a lot of production out of lowly regarded receivers, many ofthem undrafted
qunqun
Çar, 11/01/2012 - 03:53
Kalıcı bağlantı
coach outlet online
As our coach outlet online guarantees high quality for you, we have gained more customers'trust. The more they order, the more discounts they will enjoy.Bright colors, exquisite workmanship, durable material and up-to-date style all lead to the great fame of the goods in coach outlet.On the date when the louis vuitton uk on sale, all people will pour into the stores. At this time, it on the booths will be wiped out, and only one or two days the seller will declare that there is no stock anymore.If you want to catch up to the latest vogue, having louis vuitton Handbags of the latest styles can absolutely satisfy you.Just visit LV outlet webpage and select the most suitable products for yourself.coach outlet online is your smart choice when you want to get the discount Coach accessory. You can find the exact Coach Bags and other accessory you want at a low price that's right for you. My dear friends, let the coach outlet online pave your way into the world of high fashion with their ultimate fashion factory.Come to coach factory outlet and find brand new Coach Factory Shoes Ivory Gray here, which are one of the casual, leisure yet uncommon Coach Factory shoes for women on sale.coach outlet handbags You can not just save your cash but also your time inside a convenient way to obtain the exact same bags product and do not be concerned the shippment of one's products.You might have seen plenty of greatest quality bags into your entire life span but when it comes to the coach outlet store online they are remarkably efficient, versatile and carved bags beyond your imaginations.these kinds of purses and also wallets as well as louis vuitton sales online bags undoubtedly are a minimal too expensive, it will be worth considering a strength not to mention component an excellent to you personally.LV bags in the louis vuitton outlet are a feminine update on an urban classic. With plenty of room for all of your essentials this covetable carryall will take you through the weekend in style.coach factory outlet is really sizzling kinds of shopping way for you. With the usage of the replica designer coach bags, you can surely be able to change your individual looks in a stunning manner.coach factory online provide These purses, handbags and wallets can be carried with formal wear as well as with evening wear, matching with the outfit.coach factory outlet is really sizzling kinds of shopping way for you. With the usage of the replica designer coach bags, you can surely be able to change your individual looks in a stunning manner.Despite using the coach factory outlet online designer handbags and purses,the women can also think about using some other kinds of greatest quality purses for example Mont Blanc handbags, Ferrari purses, Hermes bags, Louis Vuitton bags and so on.Louis Vuitton Outlet offers not only the fashion louis vuitton uk, but also many other LV goods. Welcome to visit the LV online store.louis vuitton Store Online Handbags can also bring great accuracy as well as practical applicability and fashionable.Designs of this season give you the unlimited cool feelings in this cool summer. The new designs of Coach products in the coach outlet enrich our daily life.As a perfect combination of classic and modern fashion, coach outlet online can show the customers'unique personality.coach outlet store supplies customers with cheaper Coach items of authentic quality. Come to the Coach Factory Outlet to find your own kingdom of vogue.You might have seen plenty of greatest quality bags into your entire life span but when it comes to the coach outlet store online they are remarkably efficient, versatile and carved bags beyond your imaginations.coach bags generally variety within the buying price of $120.00 in order to $450.00, however they perform possess little purses as well as scarfs which are below $100.00.coach outlet store provide a bag can variety in cost, but are actually inexpensive for your average person.You can find this kind of a handbag for any occasion plus they are certain to please.Bright colors, exquisite workmanship, durable material and up-to-date style all lead to the great fame of the goods in coach outlet.Where there are women, there are bags. Where there are bags, there are coach outlet store online. Coach products are the direction indicator of the latest fashion and trend.In this cool summer, you need something to decorate yourself. So you can choose Swarovski jewelry on hermes birkin, Swarovski is the brand name for a range of Crystal.hermes bags are designed for women who are fond of light, cute and chic bags. Made from the highest quality materials and designed elegantly and practically, every piece in this collection is truly a must-have design.All gucci uk are lovely packaged in a setting designed to both protect and present them. Whether they are given as a graduation gift or a family heirloom, the velvet pouch or specially cushioned packaging will be perfect.Another innovation in recent years has been the gucci uk sale, introduced in 2004. This mounting mechanism-a decidedly unglamorous element of the rifle scope,to most people-provides more reliable mounting, and rapid switch of the scope from one rifle to another.louis vuitton outlet online just like a person who want to show himself in front of other people, because he is confident enough, he can attain the respect of other people.We hope each and every girl could get more and more fashionable with our products. If you want to know more details about our louis vuitton bags, welcome to our website to take a close look and get in touch with us.
lancelbb
Pzt, 30/01/2012 - 03:54
Kalıcı bağlantı
lancel
et vous pouvez déjà entendu parler de lancel ses foulards crâne innovantes. ou elle pourrait être sa confiance authentique dans la mode et personnalité.
Les lignes sont souvent remarquablement beau. sont sur la tendance et peuvent se sentir confiants dans ce que vous substituts wearing.These sont faites avec tout le sérieux de lancel premier flirt l'intention Ces sont les mêmes dans les regards et même ressembler étroitement à la fin. ceux qui ont des problèmes de vue ont été nécessaires pour utiliser une paire de pince ons pour couvrir leurs lunettes de prescription. Les sacs lancel en cuir disponibles de manière générale ont de sac premier flirt lancel cuir magnifique, et Alexander McQueen. il serait en vaut la peine d'examiner les regards beaux que les créateurs de mode ont réalisé de façon créative pour vous.
styles, Quant à moi, annonces Beaucoup trop échouent parce qu'ils n'avaient aucune chance de commencer with.anniversaries et les mariages. Mode des sac à main lancel sont une partie très importante d'accessoires gens.
http://www.sac-boutique.com/